Konu resmiTürkistan’a Yeniden Bakmak
Baş Muharrir

توركستانە یڭیدن باقمقملّی اگیتیم باقانلغینڭ مفرداتدە ”اورتە آسیە“ یرینە ”توركستان“ افادەسنە كچیش یاپمسی، ایلك باقیشدە بسیط بر تریم دگیشیكلگی كبی آلغیلانابیلیر. آنجق بو ترجیح، كلمەلرڭ چوق أوتەسندە، درین تاریخ شعورینڭ و حافظەنڭ یڭیدن اویانیشیدر. چونكە توركستان؛ جغرافی بر صینیرڭ دگل؛ تورك اسلام مدنیتنڭ علملە، عرفانلە و حكمتلە یوغرولدیغی قلبڭ آدیدر.بخارا، سمر قند، ترمذ، ماوراء النهر... بو بركتلی حوضە؛ حدیثدن فقهە، ماتماتیكدن آصترونومی و فلسفەیە قدر انسانلغڭ یولنی آیدینلاتان دیوآسا بر میراث بیراقدی بزە. امام بخارینڭ تیتیزلگی، امام ماتوریدینڭ درینلگی، فارابینڭ فلسفەسی بو طوپراقلردە كوك صالدی.عثمانلیجە اگیتیم و كولتور دكگیسی اولارق بو آی، صحیفەلریمزی توركستانە آچدق. آماجمز سادەجە كچمشڭ شانلی صحیفەلرینی یاد ایتمك دگل؛ او كوچلی كوكلرلە بوكونڭ دنیاسی آراسندە صاغلام بر كوپرو قورابیلمك. چوق ایی بیلییورزكە مدنیتلر، حافظەلرینی دیری طوتابیلدكلری سورجە كلەجگە یوڭ ویرەبیلیرلر.توركستانی آڭلامق، اصلندە كندی علمی میراثمزی و مدنیت یورویوشمزی یڭیدن كشف ایتمكدر. بو صاییمزڭ، او قديم روحی حسّ ایتمەیە و بو بویوك میراثی یڭی نسللرە آقتارمەیە وسیلە اولمەسنی دیلییورز.كیفلی اوقومەلر.Millî Eğitim Bakanlığı’nın müfredatta “Orta Asya” yerine “Türkistan” ifadesine geçiş yapması, ilk bakışta basit bir terim değişikliği gibi algılanabilir. Ancak bu tercih, kelimelerin çok ötesinde, derin tarih şuurunun ve hafızanın yeniden uyanışıdır. Çünkü Türkistan; coğrafi bir sınırın değil; Türk-İslam medeniyetinin ilimle, irfanla ve hikmetle yoğrulduğu kalbin adıdır.Buhara, Semerkant, Tirmiz, Maveraünnehir… Bu bereketli havza; hadisten fıkha, matematikten astronomi ve felsefeye kadar insanlığın yolunu aydınlatan devasa bir miras bıraktı bize. İmam Buhârî’nin titizliği, İmam Mâtürîdî’nin derinliği, Farabî’nin felsefesi bu topraklarda kök saldı.Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi olarak bu ay, sayfalarımızı Türkistan’a açtık. Amacımız sadece geçmişin şanlı sayfalarını yad etmek değil; o güçlü köklerle bugünün dünyası arasında sağlam bir köprü kurabilmek. Çok iyi biliyoruz ki medeniyetler, hafızalarını diri tutabildikleri sürece geleceğe yön verebilirler.Türkistan’ı anlamak, aslında kendi ilmî mirasımızı ve medeniyet yürüyüşümüzü yeniden keşfetmektir. Bu sayımızın, o kadim ruhu hissetmeye ve bu büyük mirası yeni nesillere aktarmaya vesile olmasını diliyoruz.Keyifli okumalar.

Metin UÇAR 01 Temmuz 2026
Konu resmiGönlü Açık Olanın, Yolu da Açık Olur
Poster

Osmanlıca DERGİ 01 Temmuz 2026
Konu resmiBurası Türkistan’dır
Okuma Metinleri

نصر الدّین خواجه نڭ مشهور فقره سنی بیلیرسڭز. كویلیلر اطرافنی صاروب آلایجی بر طورله ، ”خواجه  افندی، دنیانڭ اورته سی نره سی؟“ دییه  صورارلر. خواجه  هیچ طوراقساماز، باستوننی یره  وورور و اشگنڭ صاغ أوڭ آیاغنی اشارت ایدر و شویله  دیر: ”دنیانڭ اورته سی تام بوراسیدر. اینانمییورسه ڭز أولچڭ!“بو جواب ساده جه  حاضر جوابلق أورنگی دگلدر. آرقه سنده  درین بر ذهنیت مسئله سی باریندیریر. چونكه  دنیاده  پك چوق شی، اونی كیمڭ، ناصل طانیملادیغیله  شكللنیر. كوجی النده  بولوندیران اسم قویار، خریطه  چیزر، قاورام أورتیر. زمانله  كتله لر ده  بو طایاتیلان اسملری صورغولامدن قبوللنیر. اویسه  حقیقت، باشقه لرینڭ جغرافی یا ده  سیاسی اولارق بیچدیگی روللرده  دگل، بر ملّتڭ كندی أوز حافظه سنده  صاقلیدر.ملّی اگیتیم باقانلغنڭ یڭی مفرداتده  ”اورته  آسیه “ یرینه  ”توركستان“ قاورامنی قوللانمه  قراری، بو یوزدن صیره دن بر كلمه  ترجیحی دگلدر. بو آدیم، اوزون ییللر بوینجه  اونوتدیرولمه یه چالیشیلان تاریخی حافظه نڭ یڭیدن جانلاندیریلمسیدر. مسئله  ساده جه  جغرافی بر بولكه یه  یڭی بر اتیكت یاپیشدیرمق دگل؛ بر مدنیتڭ كندیسنی هانكی اسمله  ادراك ایده جگی مسئله سیدر.بوكون بر چوغمز ”اورته  آسیه “ افاده سنی چوق اسكی، طوغال و طرفسز بر اسم ظنّ ایدییورز. آنجق تاریخجیلرڭ ده  صیقجه  وورغولادیغی كبی، بو قاورام أوزللكله  روس اشغاللری صوڭره سنده ، بولكه نڭ تاریخی كیملگنی سیلمك آماجیله  قصدلی اولارق أورتیلمشدر. یعنی كلمه لرده كی بو دگیشیم جغرافی زورونلیلقدن دگل، تمامًا سیاسی مهندسلكدن قایناقلانیر. اونوتمامق كركیركه  اشغاللر ساده جه  شهرلری اله  كچیرمز؛ قاوراملری ده  اسیر آلیر. بر طوپلومڭ حافظه سنی دونوشدیرمه نڭ اڭ كسدیرمه  یولی، حافظه یی طاشییان كلمه لری اونوتدیرمقدر.اویسه  عصرلر بوینجه  بو دیوآسا جغرافیه نڭ آدی نت بر شكلده  توركستاندی. ایران قایناقلرنده  ده ، عرب اثرلرنده  ده ، طوغودن باتی یه  اوزانان سیّاحلرڭ نوطلرنده  ده  بو بولكه  هر زمان ”توركلرڭ یوردی“ اولارق آڭیلدی. كاشغاردن سمرقانته ، بخارادن طاش كنده ، آلطای داغلرندن خزر قییلرینه  اوزانان بو بویوك مدنیت حوضه سی ساده جه  بر قرا پارچه سی دگل؛ تاریخ، كولتور و قدر اورتاقلغیدی. حتّی اسكی باتی قایناقلرنده  بیله  بو جغرافیه  ایچون طوغریدن توركستان افاده سی قوللانیلییوردی.آنجق ١٩نجي یوز ییلده كی روس استيلالری، بولكه نڭ ساده جه  صینیرلرینی دگل، ذهن خریطه سنی ده  پارچه لادی. خلقلر یاپای صینیرلرله  بربرندن قوپاریلدی، اورتاق حافظه  طاغیتیلدی. قزاق، قیرغیز، أوزبك و توركمن طوپلیلقلری آیری جمهوریتلر اولارق یڭیدن طانیملانیركن، اونلری بربرینه  باغلایان ”توركستان“ آدی سیستملی بر شكلده  اونوتدیرولدی. اڭ نهایتنده  ١٦ ایلول ١٩٢٤ده  صوویت یوڭتیمی بو اسمی رسمی لیتراتوردن تمامًا سیلدی. نه دنی بسیطدی: اسم یاشارسه  حافظه  یاشار؛ حافظه  یاشارسه  برلك فكری هر زمان دیری قالیر.ایشته  بوكون یڭیدن ”توركستان“ دییه بیلمك، باشقه لرینڭ چیزدیگی ذهنی خریطه لره  محكوم اولمه یی ردّ ایتمكدر. كندی تاریخمزه ، بر باشقه سنڭ مرجگندن دگل، كندی كوزلریمزله  باقابیلمه  اراده سیدر. چونكه  بر ملّت أوڭجه  كلمه لرینی غائب ایدر، كلمه لرینی غائب ایدن طوپلوملر ایسه  زمانله  یوڭنی و كیملگنی ییتیریر.نصر الدّین خواجه نڭ ”اینانمییورسه ڭز أولچڭ!“ رستی تام ده  بو نقطه ده  تاریخی بر چاغری یه  دونوشویور. توزلی رافلرده كی اسكی متنلر ایندیریلدیگنده ، سیّاحلرڭ كونلكلری اینجه لندیگنده  و تاریخی بلكه لر درستجه  اوقوندیغنده  كوروله جكدركه ، بو جغرافیه نڭ كرچك آدی یوز ییللر بوینجه  توركستاندر. ”اورته  آسیه “ ایسه  صوڭره دن ایجاد ایدیلمش سیاسی بر پرده در. طولاییسیله  بوكون یاپیلان شی یڭی بر اسم اویدیرمق دگل؛ غصب ایدیلمش اصل اسمی عائد اولدیغی یره  اعاده  ایتمكدر.بو یوڭیله  مفرداتده كی بو دگیشیم، كچمشیله  صاغلقلی باغ قورابیلن، كندی مدنیت بریكیمنه  یبانجی كوزلرله  باقمایان أوز كوگنلی نسللر یتیشدیرمه  اراده سیدر. انسان، قاوراملریله  دوشونور و كلمه لریله  عائدیت حسّ ایدر. كندی حكایه سنی باشقه لرینڭ دیلیله  اوقویانلر، اڭ صوڭنده  كندیلرینه  یبانجیلاشیرلر.بوكون احتیاجمز اولان شی، كندی جغرافیه مزه  و تاریخی میراثمزه  كندی آدینی ویره بیلمه  جسارتنی كوسترمكدر. طبقی نصر الدّین خواجه  كبی باستونی تردّد ایتمه دن یره  ووروب دنیایه  اعلان ایده بیلمكدر: بوراسی توركستاندر.تشكّرلر یوسف تكین.Nasreddin Hoca’nın meşhur fıkrasını bilirsiniz. Köylüler etrafını sarıp alaycı bir tavırla, “Hoca Efendi, dünyanın ortası neresi?” diye sorarlar. Hoca hiç duraksamaz, bastonunu yere vurur ve eşeğinin sağ ön ayağını işaret eder ve şöyle der: “Dünyanın ortası tam burasıdır. İnanmıyorsanız ölçün!”Bu cevap sadece hazırcevaplık örneği değildir. Arkasında derin bir zihniyet meselesi barındırır. Çünkü dünyada pek çok şey, onu kimin, nasıl tanımladığıyla şekillenir. Gücü elinde bulunduran isim koyar, harita çizer, kavram üretir. Zamanla kitleler de bu dayatılan isimleri sorgulamadan kabullenir. Oysa hakikat, başkalarının coğrafi ya da siyasi olarak biçtiği rollerde değil, bir milletin kendi öz hafızasında saklıdır.Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredatta “Orta Asya” yerine “Türkistan” kavramını kullanma kararı, bu yüzden sıradan bir kelime tercihi değildir. Bu adım, uzun yıllar boyunca unutturulmaya çalışılan tarihî hafızanın yeniden canlandırılmasıdır. Mesele sadece coğrafi bir bölgeye yeni bir etiket yapıştırmak değil; bir medeniyetin kendisini hangi isimle idrak edeceği meselesidir.Bugün birçoğumuz “Orta Asya” ifadesini çok eski, doğal ve tarafsız bir isim zannediyoruz. Ancak tarihçilerin de sıkça vurguladığı gibi, bu kavram özellikle Rus işgalleri sonrasında, bölgenin tarihî kimliğini silmek amacıyla kasıtlı olarak üretilmiştir. Yani kelimelerdeki bu değişim coğrafi zorunluluktan değil, tamamen siyasi mühendislikten kaynaklanır. Unutmamak gerekir ki işgaller sadece şehirleri ele geçirmez; kavramları da esir alır. Bir toplumun hafızasını dönüştürmenin en kestirme yolu, hafızayı taşıyan kelimeleri unutturmaktır.Oysa asırlar boyunca bu devasa coğrafyanın adı net bir şekilde Türkistan’dı. İran kaynaklarında da, Arap eserlerinde de, doğudan batıya uzanan seyyahların notlarında da bu bölge her zaman “Türklerin yurdu” olarak anıldı. Kaşgar’dan Semerkant’a, Buhara’dan Taşkent’e, Altay dağlarından Hazar kıyılarına uzanan bu büyük medeniyet havzası sadece bir kara parçası değil; tarih, kültür ve kader ortaklığıydı. Hatta eski Batı kaynaklarında bile bu coğrafya için doğrudan Türkistan ifadesi kullanılıyordu.Ancak 19. yüzyıldaki Rus istilaları, bölgenin sadece sınırlarını değil, zihin haritasını da parçaladı. Halklar yapay sınırlarla birbirinden koparıldı, ortak hafıza dağıtıldı. Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmen toplulukları ayrı cumhuriyetler olarak yeniden tanımlanırken, onları birbirine bağlayan “Türkistan” adı sistemli bir şekilde unutturuldu. En nihayetinde 16 Eylül 1924’te Sovyet yönetimi bu ismi resmi literatürden tamamen sildi. Nedeni basitti: İsim yaşarsa hafıza yaşar; hafıza yaşarsa birlik fikri her zaman diri kalır.İşte bugün yeniden “Türkistan” diyebilmek, başkalarının çizdiği zihni haritalara mahkûm olmayı reddetmektir. Kendi tarihimize, bir başkasının merceğinden değil, kendi gözlerimizle bakabilme iradesidir. Çünkü bir millet önce kelimelerini kaybeder, kelimelerini kaybeden toplumlar ise zamanla yönünü ve kimliğini yitirir.Nasreddin Hoca’nın “İnanmıyorsanız ölçün!” resti tam da bu noktada tarihî bir çağrıya dönüşüyor. Tozlu raflardaki eski metinler indirildiğinde, seyyahların günlükleri incelendiğinde ve tarihî belgeler dürüstçe okunduğunda görülecektir ki, bu coğrafyanın gerçek adı yüzyıllar boyunca Türkistan’dır. “Orta Asya” ise sonradan icat edilmiş siyasi bir perdedir. Dolayısıyla bugün yapılan şey yeni bir isim uydurmak değil; gasp edilmiş asıl ismi ait olduğu yere iade etmektir.Bu yönüyle müfredattaki bu değişim, geçmişiyle sağlıklı bağ kurabilen, kendi medeniyet birikimine yabancı gözlerle bakmayan özgüvenli nesiller yetiştirme iradesidir. İnsan, kavramlarıyla düşünür ve kelimeleriyle aidiyet hisseder. Kendi hikayesini başkalarının diliyle okuyanlar, en sonunda kendilerine yabancılaşırlar.Bugün ihtiyacımız olan şey, kendi coğrafyamıza ve tarihî mirasımıza kendi adını verebilme cesaretini göstermektir. Tıpkı Nasreddin Hoca gibi bastonu tereddüt etmeden yere vurup dünyaya ilan edebilmektir: Burası Türkistan’dır.Teşekkürler Yusuf Tekin.

Metin UÇAR 01 Temmuz 2026
Konu resmiTürkistanlı İlmî Şahsiyetler
Okuma Metinleri

توركستان، اسلام مدنیتنڭ علم، عرفان و حكمت باقیمندن اڭ پارلاق مركزلرندن بریدر. جیحون و سیحون نهرلری آراسنده  یر آلان ماوراء النهر حوضه سی؛ بخارا، سمرقند، تیرمز، نسف و خوارزم كبی شهرلریله  عصرلر بوینجه  انسانلغه  یوڭ ویرن بویوك عالملر یتیشدیرمشدر. بو مبارك جغرافیه ، یالڭزجه  اسلامی علملرڭ دگل؛ ماتماتیكدن آصترونومی یه ، فلسفه دن دیل علملرینه  قدر بر چوق ساحه ده  مدنیتڭ یوكسلدیگی آنا مركزلردن بری اولمشدر.توركستاندن یتیشن عالملر، بر یاندن اسلامی علملرڭ تدوین و سیستملشمه سنه  أوڭجیلك ایتمش، دیگر یاندن عقلی علملرده  اورته یه  قویدقلری اثرلرله  انسانلغڭ علم میراثنه  قالیجی قاتقیلر صونمشلردر.١. حدیث علمنڭ ذروه لری و كتب ستّه  اماملریقرآن كریمدن صوڭره  اسلام دنیاسنده  اڭ كوگنیلیر قایناقلر قبول ایدیلن حدیث كلیاتلرینڭ اڭ أونملی مؤلّفلرندن بر چوغی توركستان طوپراقلرنده  یتیشمشدر.امام بخاری (بخارا): حدیث علمنڭ اڭ بویوك اماملرندن بریدر. حیاتنی صحیح حدیثلری طوپلامه یه  وقف ایتمش و امّت نزدنده  قرآن كریمدن صوڭره  اڭ صحیح كتاب قبول ایدیلن صحیح بخاری یی تألیف ایتمشدر.امام ترمذی (ترمذ): حدیثلرڭ تصنیفی و راویلرڭ دگرلندیریلمسی خصوصنده  بویوك خدمتلرده  بولونمشدر. قلمه  آلدیغی سنن ترمذی، حدیث علمنڭ تمل مراجعت قایناقلرندن بری اولمشدر.امام نسائی (نسا): حدیث روایتنده كی تیتیزلگی و حسّاسیتیله  طانینمشدر. تألیف ایتدیگی سنن نسائی، كتب ستّه نڭ معتبر اثرلرندن بری اولارق عصرلردر امّته  رهبرلك ایتمكده در.امام دارمی (سمرقند): حدیث علمنده كی درایتی و اصول ساحه سنده كی قاتقیلریله  طانینمش، سنن دارمی آدلی اثریله  علم اهلنڭ مراجعت ایتدیگی مهم قایناقلر آراسنده  یر آلمشدر.٢. اعتقاد و كلام عالملریتوركستان جغرافیه سی، اسلامڭ اینانچ اساسلرینی عقل و وحی دنكه سی ایچریسنده  ایضاح ایدن بویوك كلام عالملرینه  ده  بشیكلك ایتمشدر.امام ماتوریدی (سمرقند): سنّی دنیانڭ، بالخاصّه  تورك اسلام حوضه سنڭ اڭ بویوك اعتقاد اماملرندن بریدر. عقل ایله  وحی آراسنده  قوردیغی صاغلام دنكه یله  ماتوریدیلك اقولنی سیستملشدیرمشدر. كتاب التوحید و تأویلات القرآن آدلی اثرلری، اسلام دوشونجه سنڭ تمل قایناقلری آراسنده  یر آلیر.ابو المعین النسفی (نسف): ماتوریدی كلامنی درینلشدیروب سیستماتیك بر چرچوه یه  قاووشدیران اڭ أونملی عالملردندر. اورته یه  قویدیغی علمی میراث، بو اعتقاد چیزكیسنڭ كنیش جغرافیه لره  یاییلمه سنده  مهم رول اوینامشدر.٣. فقه، تفسیر و دیل علملریطوپلوم حیاتنڭ دوزنلنمسی و دینی متنلرڭ طوغری آڭلاشیلمسی نقطه سنده  ده  توركستانلی عالملر عصرلر بوینجه  امّته  رهبرلك ایتمشدر.برهان الدّین البخاری (مرغينان): حنفی فقهنڭ اڭ تمل اثرلرندن بری اولان الهدایه یی قلمه  آلمش؛ بو اثر یوز ییللر بوینجه  مدرسه لرده  درس كتابی اولارق اوقوتولمشدر.زمخشری (خوارزم): دیل، بلاغت و ادبیات آلاننده كی درینلگیله  تمایز ایتمشدر. الكشاف آدلی تفسیری، قرآن كریمڭ بلاغت و ادبی اینجه لكلرینی آڭلامه ده  اڭ أونملی مراجعت اثرلرندن بری قبول ایدیلمكده در.٤. مثبت و عقلی علملرده  چیغیر آچان عالملرتوركستان یالڭزجه  دینی علملرده  دگل؛ ماتماتیك، آصترونومی و فلسفه  كبی عقلی علملرده  ده  انسانلق تاریخنه  یوڭ ویرمشدر.خوارزمی (خوارزم): جبر علمنڭ قوروجیسی قبول ایدیلیر. ماتماتیكده  كلیشدیردیگی یوڭتملر، بوكون قوللانیلان آلغوریتمیك سیستملرڭ تملنی اولوشدیرمشدر. نیته كیم ”آلغوریتمه “ كلمه سی دخی اونڭ اسمندن توره مشدر.فارابی (فاراب): آنتیك یونان دوشونجه سی ایله  اسلام حكمتنی مزج ایدرك بویوك بر فلسفی میراث بیراقمشدر. درین علمی بریكیمی سببیله  كندیسنه  ”معلّم ثانی“ عنوانی ویریلمشدر.اولوغ بك (سمرقند): بویوك بر دولت آدمی اولمه سنڭ یانی صیره  سچكین بر آصترونومدر. سمرقندده  قوردیغی رصدخانه ده  حاضرلانان زیج اولوغ بك، عصرلر بوینجه  طوغو و باتیده  آصترونومی چالیشمه لرینڭ باشلیجه  قایناقلرندن بری اولمشدر.بوكون دخی دنیا علم و فكر میراثنڭ اڭ صاغلام طایاناقلرندن بری، توركستانده  یشرن بو كوكلی علم حوضه سیدر. توركستانه  باقمق، اصلنده  كندی مدنیت حافظه مزه  باقمقدر.Türkistan, İslam medeniyetinin ilim, irfan ve hikmet bakımından en parlak merkezlerinden biridir. Ceyhun ve Seyhun nehirleri arasında yer alan Mâverâünnehir havzası; Buhara, Semerkand, Tirmiz, Nesef ve Harezm gibi şehirleriyle asırlar boyunca insanlığa yön veren büyük âlimler yetiştirmiştir. Bu mübarek coğrafya, yalnızca İslâmî ilimlerin değil; matematikten astronomiye, felsefeden dil ilimlerine kadar birçok sahada medeniyetin yükseldiği ana merkezlerden biri olmuştur.Türkistan’dan yetişen âlimler, bir yandan İslâmî ilimlerin tedvin ve sistemleşmesine öncülük etmiş, diğer yandan aklî ilimlerde ortaya koydukları eserlerle insanlığın ilim mirasına kalıcı katkılar sunmuşlardır.1. Hadis İlminin Zirveleri ve Kütüb-i Sitte İmamlarıKur’ân-ı Kerîm’den sonra İslam dünyasında en güvenilir kaynaklar kabul edilen hadis külliyatlarının en önemli müelliflerinden birçoğu Türkistan topraklarında yetişmiştir.İmam Buhârî (Buhara): Hadis ilminin en büyük imamlarından biridir. Hayatını sahih hadisleri toplamaya vakfetmiş ve ümmet nezdinde Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en sahih kitap kabul edilen Sahîh-i Buhârî’yi telif etmiştir.İmam Tirmizî (Tirmiz): Hadislerin tasnifi ve ravilerin değerlendirilmesi hususunda büyük hizmetlerde bulunmuştur. Kaleme aldığı Sünen-i Tirmizî, hadis ilminin temel müracaat kaynaklarından biri olmuştur.İmam Nesâî (Nesa): Hadis rivayetindeki titizliği ve hassasiyetiyle tanınmıştır. Telif ettiği Sünen-i Nesâî, Kütüb-i Sitte’nin muteber eserlerinden biri olarak asırlardır ümmete rehberlik etmektedir.İmam Dârimî (Semerkand): Ha­dis ilmindeki dirayeti ve usul sahasındaki katkılarıyla tanınmış, Sünen-i Dârimî adlı eseriyle ilim ehlinin müracaat ettiği mühim kaynaklar arasında yer almıştır.2. İtikad ve Kelâm ÂlimleriTürkistan coğrafyası, İslam’ın inanç esaslarını akıl ve vahiy dengesi içerisinde izah eden büyük kelâm âlimlerine de beşiklik etmiştir.İmam Mâtürîdî (Semerkand): Sünnî dünyanın, bilhassa Türk-İslam havzasının en büyük itikad imamlarından biridir. Akıl ile vahiy arasında kurduğu sağlam dengeyle Mâtürîdîlik ekolünü sistemleştirmiştir. Kitâbü’t-Tevhîd ve Te’vîlâtü’l-Kur’ân adlı eserleri, İslam düşüncesinin temel kaynakları arasında yer alır.Ebû’l-Muîn en-Nesefî (Nesef): Mâtürîdî kelâmını derinleştirip sistematik bir çerçeveye kavuşturan en önemli âlimlerdendir. Ortaya koyduğu ilmî miras, bu itikad çizgisinin geniş coğrafyalara yayılmasında mühim rol oynamıştır.3. Fıkıh, Tefsir ve Dil İlimleriToplum hayatının düzenlenmesi ve dinî metinlerin doğru anlaşılması noktasında da Türkistanlı âlimler asırlar boyunca ümmete rehberlik etmiştir.Burhâneddin el-Buha­ri­ (Mer­ği­nân): Hanefî fıkhının en temel eserlerinden biri olan el-Hidâye’yi kaleme almış; bu eser yüzyıllar boyunca medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur.Zemahşerî (Harezm): Dil, belâ­gat ve edebiyat alanındaki derinliğiyle temayüz etmiştir. el-Keşşâf adlı tefsiri, Kur’ân-ı Kerîm’in belâgat ve edebî inceliklerini anlamada en önemli müracaat eserlerinden biri kabul edilmektedir.4. Müsbet ve Aklî İlimlerde Çığır Açan ÂlimlerTürkistan yalnızca dinî ilimlerde değil; matematik, astronomi ve felsefe gibi aklî ilimlerde de insanlık tarihine yön vermiştir.Hârizmî (Harezm): Cebir ilminin kurucusu kabul edilir. Matematikte geliştirdiği yöntemler, bugün kullanılan algoritmik sistemlerin temelini oluşturmuştur. Nitekim “algoritma” kelimesi dahi onun isminden türemiştir.Fârâbî (Farab): Antik Yunan düşüncesi ile İslam hikmetini mezcederek büyük bir felsefî miras bırakmıştır. Derin ilmî birikimi sebebiyle kendisine “Muallim-i Sânî” unvanı verilmiştir.Uluğ Bey (Semerkand): Büyük bir devlet adamı olmasının yanı sıra seçkin bir astronomdur. Semerkand’da kurduğu rasathanede hazırlanan Zîc-i Uluğ Bey, asırlar boyunca Doğu ve Batı’da astronomi çalışmalarının başlıca kaynaklarından biri olmuştur.Bugün dahi dünya ilim ve fikir mirasının en sağlam dayanaklarından biri, Türkistan’da yeşeren bu köklü ilim havzasıdır. Türkistan’a bakmak, aslında kendi medeniyet hafızamıza bakmaktır.

Osmanlıca DERGİ 01 Temmuz 2026
Konu resmiPîr-i Türkistan
Okuma Metinleri

تورك دنیاسنڭ معنوی معماری قبول ایدیلن خواجه  احمد یسوی، ساده جه  متصوّف دگل؛ عین زمانده  توركلرڭ اسلامی آڭلایش و یاشاییش بیچیمنه  یوڭ ویرن بویوك بر مرشددر. بو سببله  تاریخ بوینجه  رنكنی و روحنی ویردیگی او دیوآسا جغرافیه یله  أوزدشلشمش، عصرلردر حرمتله  ”پیر توركستان“ اولارق آڭیلمشدر.بوكونكی قزاقستان صینیرلری ایچریسنده  یر آلان صایرامده  طوغان احمد یسوی، كوچك یاشلردن اعتبارًا درین بر علم و تصوّف تربیه سیله  یتیشدی. معنوی اولغونلاشمه  سورجنده  آرسلان بابا كبی فیض قایناقلرندن بسلندی؛ آردندن دونمڭ اڭ أونملی علم مركزلرندن بری اولان بخارایه  كیدرك دورڭ بویوك عالملرینڭ رحله سندن كچدی. آنجق احمد یسوی یی چاغداشلرندن آییران و اونی بر مدنیت أوڭجیسی قیلان شی، ساده جه  هگبه سنده  بریكدیردیگی بو یوكسك علم دگلدی. او، بو علمی خلقڭ آڭلایاجغی سویه یه  ایندیرمه یی، حكمتلرینی توركجه  سویله یه رك كوڭللره  طوغریدن خطاب ایتمه یی سچدی.احمد یسوینڭ تاریخڭ آقیشنی دگیشدیرن اڭ بویوك حمله سی، اسلامڭ بین الملل حقیقتلرینی ساده  و صمیمی بر دیلله  خرمانلامسیدر. او دونمده  دینی، ادبی و علمی اثرلرڭ بویوك قسمی عربجه  ویا فارسجه  قلمه  آلینیركن؛ او، توركجه  ”حكمتلر“ سویله یه رك بوزقیرده كی انسانه  كندی دیلیله  اولاشدی. بو صمیمی آدیم، ساده جه  بزه  عائد كوكلی تصوّف یولنڭ طوغمه سنی صاغلامادی؛ توركجه مزڭ و كولتوریمزڭ اسلام دنیاسی ایچنده  ارییوب كیتمه سنڭ ده  أوڭنه  كچه رك، كندی أوز كیملگی و كوجیله  دیم دیك آیاقده  قالمه سنه  قاپی آرالادی. بو سایه ده  فیلیزلنن یسویلك اوجاغی، قیصه  سوره ده  بوزقیرڭ صینیرلرینی آشدی و توركستاندن آناطولی یه  قدر اوزانان قوجه  بر جغرافیه نڭ معنوی جان صویی اولدی.بو بویوك چینارڭ كوكلری توركستانده  بوی آتاركن، داللری دنیانڭ درت بر یاننه  اوزاندی. یتیشدیردیگی درویشلر، آلپ أرنلر و خلیفه لر، آلدقلری بو معنوی مشعله یله  قطعه لری آشارق عادتا برر ارشاد حلقه سی قورديلر. آناطولینڭ فتحی و یورت قیلینمسی سورجنده  باشی چكن خراسان ارنلرینڭ، حاجی بكتاش ولیلرڭ، یونس امره لرڭ معنوی اقلیمنده  هپ احمد یسوینڭ آیاق ایزلری و أوفله دیگی روح واردی. بو یوڭیله  او، یالڭزجه  یاشادیغی دونمڭ یول كوستریجیسی دگل، آناطولی طوپراقلرینه  چالینان معنوی مایه نڭ ده  قایناغیدر.آرادن كچن عصرلره  رغمًا احمد یسوینڭ آدی، تورك دنیاسنده  بوكون ده  عین حرمت و سوكیله  آڭیلمقده در. چونكه  او، آردنده  قورو بیلكی ییغینی دگل؛ حكمت، اخلاق، تواضع و انسانی مركزینه  آلان أورنسل بر كوڭل دیلی بیراقدی. بوكون توركستاندن آناطولی یه ، بالقانلردن قفقاسلره  قدر اوزانان بو كنیش جغرافیه ده  اونڭ آدی هر كچدیگنده  عقللره ؛ عرفان، برلك، عدالت و روحلری دیریلتن بر مدنیت دعواسی كلیر. احمد یسوی، حافظه سنی غائب ایتمك ایسته مه ین بر ملّتڭ صیغیناجغی اڭ كوكلی و اڭ جانلی معنوی چیناردر.Türk dünyasının manevi mimarı kabul edilen Hoca Ahmed Yesevî, sadece bir mutasavvıf değil; aynı zamanda Türklerin İslam’ı anlayış, duyuş ve yaşayış biçimine yön veren büyük bir mürşittir. Bu sebeple tarih boyunca rengini ve ruhunu verdiği o devasa coğrafyayla özdeşleşmiş, asırlardır hürmetle “Pir-i Türkistan” olarak anılmıştır.Bugünkü Kazakistan sınırları içerisinde yer alan Sayram’da doğan Ahmed Yesevî, küçük yaşlardan itibaren derin bir ilim ve tasavvuf terbiyesiyle yetişti. Manevi olgunlaşma sürecinde Arslan Baba gibi feyz kaynaklarından beslendi; ardından dönemin en önemli ilim merkezlerinden biri olan Buhara’ya giderek devrin büyük âlimlerinin rahlesinden geçti. Ancak Ahmed Yesevî’yi çağdaşlarından ayıran ve onu bir medeniyet öncüsü kılan şey, sadece heybesinde biriktirdiği bu yüksek ilim değildi. O, bu ilmi halkın anlayacağı seviyeye indirmeyi, hikmetlerini Türkçe söyleyerek gönüllere doğrudan hitap etmeyi seçti.Ahmed Yesevî’nin tarihin akışını değiştiren en büyük hamlesi, İslam’ın beynelmilel hakikatlerini sade ve samimi bir dille harmanlamasıdır. O dönemde dinî, edebî ve ilmî eserlerin büyük kısmı Arapça veya Farsça kaleme alınırken; o, Türkçe “Hikmetler” söyleyerek bozkırdaki insana kendi diliyle ulaştı. Bu samimi adım, sadece bize ait köklü bir tasavvuf yolunun doğmasını sağlamadı; Türkçemizin ve kültürümüzün İslam dünyası içinde eriyip gitmesinin önüne geçerek, kendi öz kimliği ve gücüyle dimdik ayakta kalmasına kapı araladı. Bu sayede filizlenen Yesevîlik ocağı, kısa sürede bozkırın sınırlarını aştı ve Türkistan’dan Anadolu’ya kadar uzanan koca bir coğrafyanın manevi can suyu oldu.Bu büyük çınarın kökleri Türkistan’da boy atarken, dalları dünyanın dört bir yanına uzandı. Yetiştirdiği dervişler, alperenler ve halifeler, aldıkları bu manevi meşaleyle kıtaları aşarak adeta birer irşad halkası kurdular. Anadolu’nun fethi ve yurt kılınması sürecinde başı çeken Horasan erenlerinin, Hacı Bektaş-ı Velîlerin, Yunus Emrelerin manevi ikliminde hep Ahmed Yesevî’nin ayak izleri ve üflediği ruh vardı. Bu yönüyle o, yalnızca yaşadığı dönemin bir yol göstericisi değil, Anadolu topraklarına çalınan manevi mayanın da asıl kaynağıdır.Aradan geçen asırlara rağmen Ahmed Yesevî’nin adı, Türk dünyasında bugün bile aynı taze hürmet ve sevgiyle anılmaktadır. Çünkü o, ardında kuru bir bilgi yığını değil; hikmet, ahlak, tevazu ve insanı merkezine alan evrensel bir gönül dili bıraktı. Bugün Türkistan’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar uzanan bu geniş coğrafyada onun adı her geçtiğinde akıllara; irfan, birlik, adalet ve ruhları dirilten bir medeniyet davası gelir. Ahmed Yesevî, hafızasını kaybetmek istemeyen bir milletin sığınacağı en köklü ve en canlı manevi çınardır.

Osmanlıca DERGİ 01 Temmuz 2026
Konu resmiLivechillâh
Beyt-i Berceste

ای انسانلر! فانی، قیصه ، فائده سز عمریڭزی باقی، اوزون، فائده لی، میوه دار یاپمق ایسترمیسڭز؟ مادام ایسته مك، انسانیتڭ اقتضاسیدر. باقئ حقیقينڭ یولنه صرف ایدیڭز! چونكه ، باقی یه متوجّه اولان شی، بقانڭ جلوه سنه مظهر اولور. مادام هر انسان غایت شدّتلی بر صورتده اوزون بر عمر ایستر، بقایه عاشقدر و مادام بو فانی عمری، باقی عمره تبدیل ایدن بر چاره وار و معنًا چوق اوزون بر عمر حكمنه كچیرمك ممكندر. البته انسانیتی سقوط ایتمه مش بر انسان، او چاره یی آرایاجق و او امكانی بالفعله چویرمه یه چالیشاجق و توفیقِ حركت ایده جك. ایشته او چاره بودر: الله ایچون ایشله یڭز، الله ایچون كوروشیڭز، الله ایچون چالیشیڭز! لله، لوجه الله، لأجل الله رضاسی دائره سنده حركت ایدیڭز. او وقت سزڭ عمریڭزڭ دقیقه لری، سنه لر حكمنه كچر.Ey insanlar! Fânî, kısa, fâidesiz ömrünüzü bâkî, uzun, fâideli, meyvedâr yapmak ister misiniz? Madem istemek, insaniyetin iktizâsıdır. Bâkî-i Hakîkî’nin yoluna sarf ediniz! Çünkü, Bâkî’ye müteveccih olan şey, bekānın cilvesine mazhar olur. Madem her insan gayet şiddetli bir sûrette uzun bir ömür ister, bekaya âşıktır ve madem bu fânî ömrü, bâkî ömre tebdîl eden bir çare var ve ma‘nen çok uzun bir ömür hükmüne geçirmek mümkündür. Elbette insaniyeti sukūt etmemiş bir insan, o çareyi arayacak ve o imkânı bilfiile çevirmeye çalışacak ve tevfîk-i hareket edecek. İşte o çare budur: Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız! Lillâh, livechillâh, lieclillâh rızâsı dâiresinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. (Lemalar, s. 13-14)1. Beyitصاحبِ كالا ویرر دلّالی كور ویرمز رضاSâhib-i kâlâ verir dellâli gör vermez rızâLâ(3)*Bak, şu çığırıp hengâme toplayana! Mülk sahibinin karşılıksız verdiği mülkünden, kendi nefsine ve sebeblere pay çıkarmaklıkla nasıl da mülkü sahibine vermemekte ayak diretiyor. Havfullah var mı ki, Hak rızasın arasın? *Kâlâ: (fa.) Kumaş, sermaye2. Beyitسن مولایی سوندە مولا سنی سومزمی رضاسنە ایوندە رضاسنی ویرمزمی Sen Mevlâ’yı sevende Mevlâ seni sevmez miRızâsına ivende rızâsını vermez miAlvarlı Efe(2)*Hadi meyl’cik diyelim. O kadar da olsun. Haktan tarafa ufacık da olsa yöneldin, o vakit neler var var da var. Ya koştun, dünya-ahiret dolusu “var” var. Hep o vücudu vacib olandan var. *İvmek: (eski Türkçe) Koşmak3. Beyitسعیڭ اولە مشكور هم عملڭ مبرور نیتڭ اولە دائم كیم لاجل اللّٰه لوجه اللّٰه Sa’yin ola meşkûr hem ‘amelin mebrûrNiyetin ola dâim kim lieclillâh livechillâhMuradi (7)*Her biri sa’y binasının bir maddi tuğlası olan amellerine bir ruh, bir nurdan manevi gılaf kim istemez ki? Ki herc ü merc olmasınlar. Köhneleşmesinler. Tarlada kalmasınlar, Cennet köşklerinin imarına koşuversinler. Sırrı mı, işte: mısra-i sânî.*Meşkûr: Şükre layık olanMebrûr: Makbul, hayırlı4. Beyitرضاسی معشوقك نیسه انی پس كوزەدور عاشقاكر زهر ایسه نوش ایلركچركندو رضاسندنRızâsı ma’şûkun neyse anı pes gözedür ‘âşıkEger zehr ise nûş eyler geçer kendü rızâsındanGünahkâr (5)*“Nemiz var” ki! Elbette ki tatlı bir ilaç gibi zevkle başa çekilecek. Rızaya rıza… Lokman’ın Efendisinin ikramında acıyı nûş eylemesini unutmamalı! Aksi a-rıza’lık.5. Beyitبریرین آرا حقّك رضاسن بولدوشیر دامانكی بو بر انجه یولحبیبنی سورحقّه شمعی قریب اولبیله كیت دیٖداری كیردكاره هیBir yerin ara Hakk’un rızâsın bulDevşir dâmânını bu bir ince yolHabîbini sever Hakk’a Şem’î karîb olBile git dîdâr-ı Kirdigâra heyKonyalı Şem’i (8)*Elbette arayan Hakkın rızasın bulur ve her işini rıza ipine dizer. Eteğini toparlar, en adiden en a’lâya her amelinde “kıldan ince kılıçtan keskin” şuurunda yol alır. Bilir ki netice, Habibullah’tan Cemalullah’adır. Onlarsız aslâ! (Durmadık bak hayalen gittik / Salat ile selam getirdik / Hak rızasın sünnette bildik / Adım adım Allah söyleriz)6. Beyitآنك بابی رضاسنه تداخل قلمق استرسكبكون بازآر عشق اچره نكِم وآرسه یغما ایتAnun bâbı rızâsına tedâhül kılmak istersen Bugün bâzâr-ı ʿışk içre ne kim var ise yagmâ etKuloğlu İlyas (6)*Vaktin hak tariki: Aşk tariki… Kalbdeki aşk pazarında hiçbir metaın kıymet-i harbiyesi yok. Sadece o ve onun için olan… İşte kapısından geçiş vizesi bu rıza. Ya şimdi? 1 meslek-4 tarik. Pervazları hepten “rıza-i İlahi” ile açılan. 7.    Beyitخدادن ایسترم بختی أمور عدلده توفیقرضای حقدن اوزكه یوق درونمده امل تحقیقHudâdan isterim Bahtî umûr-ı ‘adlde tevfîkRızâ-yı Hak’dan özge yok derûnumda emel-i tahkîkSultan Ahmed (4)*Her sultan gibi o da Âdil-i Mutlaktan istedi ki adalet işlerinde muvaffak olsun. Arzularının sarrafı olup kendini yokladı ki gördü: Bir tek gönüldeki Hak rızası maksuda ulaştırır. Gayri bâd-ı heva.Kaynakça1. BEDİÜZZAMÂN, Saîd Nursî, (2014), Lemalar, İstanbul: Altınbaşak Neşriyât2. Hâce Muhammed Lutfi, (2026), Hulâsatü’l-Hakâyık ve Mektûbât-ı Muhammed Hâce Lutfî, Haz.: Hüseyin Kutlu, Hasan Mazlumoğlu, İ. Hakkı Canat, Esma Biçer, İstanbul: Efe Hazretleri Vakfı (s. 509)3. ÖZALP, N. Ahmet, (2012), Bilgelikler Divanı, İstanbul: Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları (s. 18)4. Divan-ı Bahti, Millet Yazma Eser Kütüphanesi, Ali Emiri Manzum, No: 53 (v. 23A)5. Divan-ı Günahkâr, Kastamonu Halk Kütüphanesi, No: 476/01 (v. 11A)6. Divan-ı Hümayun, Beyazıt Kütüphanesi, Beyazıt, No: B3596 (v. 37B)7. Divan-ı Muradî, Yayınlanmamış Osmanlıca Şiir Defteri8. Divan-ı Şem’î, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Tahir Ağa Tekkesi, No: 00507 (s. 60)9. https://imla.kabikavseyn.com/ 10. https://kulliyat.risale.online/11. https://osmanlica.online/ceviri/osmanlicaya-cevir12. https://portal.yek.gov.tr/

İbrahim SARITAŞ 01 Temmuz 2026
Konu resmiKelimelerin Kökenlerine Yolculuk
Kelimelerin Kökenkerine Yolculuk

١٥ تمّوز، ملّتمزڭ برلك، برابرلك و وطن سوكیسیله  تاریخه  سیلینمیه جك بر شكلده  یازدیغی چوق أونملی بر دونوم نقطه سیدر. او كیجه ، وطننه ، بایراغنه ، دولتنه  صاحب چیقمق ایچون میدانلره  چیقان انسانلر پك بویوك بر قهرمانلق أورنگی كوسترمشدر. هر یاشدن وطنداشمز؛ ایمانڭ ویردیگی جسارتله  مردانه  بر شكلده ، وطنڭ كله جگی ایچون فداكارلقده  بولونمشدر.١٥ تمّوزڭ بهادرلری، بر ملّتڭ زور زمانلرده  ناصل كنتلنمسی كركدیگنی كوسترمشلردر. ییگیتلك ساده جه  صاواش میدانلرنده  دگل؛ كركدیگنده  طوغری اولانی صاوونمق، صوروملیلق آلمق و طوپلومڭ كله جگی ایچون فداكارلق یاپابیلمكدر.او قراڭلق كیجه ده ، ملّتجه  كوستریلن جنكاورلك، كله جك نسللره  آقتاریلمسی كركن چوق أونملی بر قهرمانلق دستانیدر. ربّمز او كیجه  شهادته  یوروین ویا غازی اولان بتون ییگیت سردن كچدیلردن راضی و خوشنود اولسون. بز ده  بو صاییمزده  اونلرڭ خاطره سنی یاد ایتمك ایچون كوزل توركجه مزده كی قهرمانلق معناسنه  كلن كلمه لرڭ كوكنلرینه  یولجیلق یاپاجغز. ایلك كلمه مز ”قهرمان“15 Temmuz, milletimizin birlik, beraberlik ve vatan sevgisiyle tarihe silinmeyecek bir şekilde yazdığı çok önemli bir dönüm noktasıdır. O gece, vatanına, bayrağına, devletine sahip çıkmak için meydanlara çıkan insanlar pek büyük bir kahramanlık örneği göstermiştir. Her yaştan vatandaşımız; imanın verdiği cesaretle merdane bir şekilde, vatanın geleceği için fedakârlıkta bulunmuştur.15 Temmuzun bahadırları, bir milletin zor zamanlarda nasıl kenetlenmesi gerektiğini göstermişlerdir. Yiğitlik sadece savaş meydanlarında değil; gerektiğinde doğru olanı savunmak, sorumluluk almak ve toplumun geleceği için fedakârlık yapabilmektir. O karanlık gecede, milletçe gösterilen cengaverlik, gelecek nesillere aktarılması gereken çok önemli bir kahramanlık destanıdır. Rabbimiz o gece şehadete yürüyen veya gazi olan bütün yiğit serdengeçtilerden razı ve hoşnut olsun. Biz de bu sayımızda onların hatırasını yad etmek için güzel Türkçemizdeki kahramanlık manasına gelen kelimelerin kökenlerine yolculuk yapacağız. İlk kelimemiz “Kahraman”KAHRAMAN: Bu kelime farsça kökenli bir kelimedir. “Savaşta yiğitlik ve cesâret göstererek korkusuzca çarpışan kimse” demektir. Kahraman; sadece cesaretli olan kimse değil, inancı, vatanı ve hak bildiği değerler için fedakârlık yapabilen insandır.CESUR: Arapçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Cesaret fiilinden türemiştir. “Korkusuz, yürekli, cesâretli kimse” anlamındadır. Bütün güzel sıfatların kaynağı iman olduğu gibi, cesaretin kaynağı da, menbaı da imandır. Mesela, Mehmet Akif’in “Korkma! Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;/ Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.” sözleri imandan gelen cesurluğun nasıl olması gerektiğini anlatmaktadır.YİĞİT: Eski Türkçeden gelmiş bir kelimedir. “Delikanlı, genç adam” manasındadır. Sonra zamanla “Yürekli, gözü pek insanlar” için kullanılmaya başlanmıştır. “Yiğit asker, Yiğit adam, Yiğit komutan,” denildiği gibi, “Yiğidi öldür ama hakkını yeme!” Deyimi de meşhurdur.BAHADIR: Farsçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Aslı, usta savaşçı, cesur, anlamında “bahadur” kelimesidir.ŞECİ’: Arapçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. “Cesur olmak, yiğitlik, yüreklilik” anlamındaki “şecaat” fiilinden türemiştir. Şecaat, Hak yolunda mukaddesâtı müdafaa uğrunda gösterilen pek kıymetli bir haslettir. Bu haslete sahip olanlara şeci’ denilir. Mesela Hz. Ali ilimde ve şecaatte harikulade idi.CENGÂVER: Farsçadan iki kelimenin birleşmesinden oluşan bir kelimedir. Savaş anlamındaki “ceng” ile getiren manasındaki “aver” kelimesinin izdivacından meydana gelmiştir. “Cenkçi, savaşı seven ve savaşta mâhir olan kimse” anlamındadır.MERT: “Yiğit, cesur, kahraman kimse” anlamındadır. Mesela Köroğlu savaş meydanını tasvir ederken “Mert dayanır nâmert kaçar/ Meydan gümbür gümbürlenir.” demiştir. İkinci bir mana olarak “Güvenilir, sözünün eri kimselere” bu sıfat verilir. Mesela, yüzyıllar öncesinden “Zehirdir kötünün ekmeği yenmez / Mert olan erkeğin ışığı sönmez” diyen Karacaoğlan mert insanın aranan bir insan olduğunu ifade etmiştir.FEDAİ: Arapça kökenli bir kelimedir. “Bir yüksek bir gaye uğruna canını feda etmeye, her türlü tehlikeye atılmaya hazır kimse” anlamındadır.SERDENGEÇTİ: Farsça baş anlamındaki “ser” kelimesine Türkçe geçmek fiili eklenmesiyle oluşmuş bir kelimedir. “Canını esirgemeyen, kendini fedâ etmekten çekinmeyen, ölüm eri” manasındadır. Osmanlı ordusunda Yeniçeriler içinde düşman saflarına yalınkılıç dalmak veya kuşatılmış bir kaleye girmek için gönüllü yazılan fedâilere bu isim verilirdi. Yeniçeri ordusunda serdengeçti yazılmak isteyenlere çağrı anlamında açılan bayrağa da “Serdengeçti Bayrağı” denirdi.BABAYİĞİT: Zalimlere ve zorluklara boyun eğmeyen, güçlü kuvvetli kişilere bu sıfat verilir. Babayiğit insanlar kuvvetlerini hak ve hakikatin zaferi için kullanırlar.ŞEHAMETLİ: Arapçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Şehâmet “akıl ve kalbin beraberliği ile olan cesâret”e denir. Şehâmetli insanlar, imandan gelen bir kahramanlık ve cesaretle, mazlum ve mağdurların hukukunu korurlar.GÖZÜPEK: Korkusuz, tehlikeler karşısında geri durmayan, kararlı ve atılgan kişi demektir.

Mirza Ayhan İNAK 01 Temmuz 2026
Konu resmiOsmanlı Rasadhanesi
Biliyor muydunuz?

مته ئورولوژیك آراشدیرمه لر یاپمق و راپورلر حاضرلامق آماجیله  سلطان عبد العزیزڭ امریله  استانبول بك اوغلینده  ١٨٦٨ سنه سنده  بر رصدخانه  تأسیس ایدیلمشدر. رصدخانه نڭ ایلك یوڭتیجیسی آریستید قومباریدر. اوندن صوڭره  یرینه  صالح ذكی بك آتانمشدر. رصدخانه ، ١٩٠٩ سنه سنده  تقسیم طوپجی قیشله سنڭ قارشیسنه  طاشینمشدر. زمانله  عثمانلی شهرلرنده  شعبه  و ایستاسیونلر آچیلمشدر. تلغرافخانه لر و كیمی مكتبلر استاسیون اولارق قوللانیلمشدر. رصدخانه  و استاسیونلری آراجیلغیله  الده  ایدیلن ویریلرله  هوا تخمینلری یاپیلمش و مختلف زمان آرالقلرینی قاپسایان راپورلر حاضرلانمشدر. طشره ده كی استاسیونلردن الده  ایدیلن ویریلر، تلغرافلرله  مركز استاسیونه  اولاشدیریلییوردی. آیریجه  بو ویریلر، آوروپه ده كی رصدخانه لرله  ده  پایلاشیلییوردی. ١٨٩٤ استانبول دپرمی صوڭره سی رصدخانه یه  بر سیسموغراف جهازی آلینمشدر. رصدخانه ، سلطان ٢نجي عبد الحمیدڭ تختدن ایندیریلدیگی ٣١ مارت اولایلری صیره سنده  تخریب اولمشدر. بو سببله  اسكدار قندیللی یه  طاشینمشدر. آنجق بو طاشینمه  سورجی ایكی ییلی بولمش و ١ تمّوز ١٩١١ده  یڭیدن فعالیته  كچه بیلمشدر.Meteorolojik araştırmalar yapmak ve raporlar hazırlamak amacıyla Sultan Abdülaziz’in emriyle İstanbul Beyoğlu’nda 1868 senesinde bir rasadhane tesis edilmiştir. Rasadhanenin ilk yöneticisi Aristide Coumbary’dir. Ondan sonra yerine Salih Zeki Bey atanmıştır. Rasadhane, 1909 senesinde Taksim Topçu Kışlası’nın karşısına taşınmıştır. Zamanla Osmanlı şehirlerinde şube ve istasyonlar açılmıştır. Telgrafhaneler ve kimi mektepler istasyon olarak kullanılmıştır. Rasadhane ve istasyonları aracılığıyla elde edilen verilerle hava tahminleri yapılmış ve muhtelif zaman aralıklarını kapsayan raporlar hazırlanmıştır. Taşradaki istasyonlardan elde edilen veriler, telgraflarla merkez istasyona ulaştırılıyordu. Ayrıca bu veriler, Avrupa’daki rasadhanelerle de paylaşılıyordu. 1894 İstanbul depremi sonrası rasadhaneye bir sismograf cihazı alınmıştır. Rasadhane, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirildiği 31 Mart olayları sırasında tahrip olmuştur. Bu sebeple Üsküdar Kandilli’ye taşınmıştır. Ancak bu taşınma süreci iki yılı bulmuş ve 1 Temmuz 1911’de yeniden faaliyete geçebilmiştir. Transkripsiyonu: BELGE NO: BOA, MKT, 2608/53-1Tarih: 3 Ağustos 1869 (H. 24 Rebiulahir 1286) (1)Hû (2)Atûfetlû efendim hazretleri (3)Dersaadet’te teşkîl olunan rasadhane müddet-i kalîle zarfında memâlik-i mahrûse-i şâhânenin her yerinde şubeler peydâ ederek kesb-i tevessü etmiş olduğuna ve süfün-i harbiye ve ticâriyede (4)müstamel kronometrelerin Dersaadet’in saat-i sahîhasına tevfîkan ayâr olunmasına medâr olacak bir aded rakkâs-ı nücûmî ile bir teodolitin iştirâ olunmasına ve rasadhanelerde (5)usûl-i müttehazeden bulunduğu üzere tedkîkât-ı vâkıasını mâh-be-mâh tab ve neşr etmek lâzım olduğundan bunun ve rasadhanenin aklâmı ve ecnebî rasadhaneleriyle olan (6)muhâberât-ı kesîrenin masârıf-ı şehriyesi için bir mikdâr şey tahsîs kılınmasına ve muhâberâtın ahz ve irsâliyle mecma-ı tüccâr olan mahal ile liman odasına talîki hizmetinde istihdâm olunmak üzere (7)bir nefer hizmetçi tayînine ve cânib-i saltanat-ı seniyeden bir mahall-i mahsûs inşâsına değin rasadhanenin muvakkaten telgrafhane ile limana yakın olan ve tedkîkâtı teshîle müsâid bulunan bir mahalle (8)nakli lâzımeden bulunduğundan bu mahal için şehriye lâakal bin iki yüz kuruş icâre tahsîsine ve şimdiye kadar sarf olunan ve ileride sarfı lâzım gelen masârıfı mübeyyen olan (9)defterin irsâl kılındığına dâir Rasadhane-i Osmanî direktörü tarafından itâ kılınan mektûbun tercümesi leffen arz ve takdîm kılınmış olmakla ve sâye-i maâlî-vâye-i hazret-i şâhânede (10)bu makûle umûr-ı nâfianın tesîsi için bazı mertebe masârıf ihtiyarî şân-ı âlî iktizâsından bulunmakla istenilen masârıf ve tahsîsâtın keyfiyet ve kemiyeti ve derece-i ehemmiyeti (11)tahkîk ve tahdîd ve ona göre tertîb ve tahsîs olunmak üzere icrâ-yı îcâbının mâliye nezâret-i celîlesine havâlesi hakkında her ne veçhile emr u fermân-ı hazret-i Padişahî müteallik (12)ve şeref-sudûr buyurulur ise ona göre hareket olunacağı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim fî 24 Rebiulahir sene 1286 (13)marûz-ı çâker-i kemîneleridir ki (14)Enâmil-zîb-i tevkîr olan işbu tezkire-i sâmiye-i âsafâneleriyle mezkûr tercüme manzûr-ı âlî-i (15)Hazret-i Padişahî buyurulmuş ve zikrolunan masârıf ve tahsîsâtın ber-mûcib-i istîzân (16)icrâ-yı îcâbının nezâret-i müşârun-ileyhâya havâlesi müteallik ve şeref-sudûr buyurulan emr (17)ve irâde-i seniye-i hazret-i şehinşâhî mantûk-ı münîfinden olarak zikrolunan tercüme yine (18)savb-ı sâmî-i sadâretpenâhîlerine iâde kılınmış olmakla ol-bâbda emr u fermân hazret-i (19)veliyyü’l-emrindir fî 25 Reiulahir sene 1286

Arif Emre GÜNDÜZ 01 Temmuz 2026
Konu resmiOsmanlı’nın Sömürgeciliğe Karşı Manevi Kalkanı: Türkistan Politikası
Belge Okumaları

Türkistan; Hazar Denizi’nden Çin sınırına kadar uzanan, Türk devlet geleneği ile İslam medeniyetinin esaslarını harmanlayarak kendilerine mahsus bir sistem oluşturan köklü bir coğrafyadır. Bu topraklar, bünyesinden çıkardığı büyük ulemalarla asırlar boyunca İslam dünyasındaki ilmî ve manevi birliğin en mühim kalelerinden biri olmuştur.Osmanlı-Türkistan ilişkileri, 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar coğrafi uzaklık ve aradaki İran engeli nedeniyle doğrudan askeri veya idari bir bütünleşmeden ziyade; dinî, kültürel ve diplomatik bir zeminde yürütülmüştür. Bölgedeki Sünni Müslüman hanlıklar (Buhara, Hive, Hokand) için Osmanlı Devleti ve halifelik makamı; siyasi meşruiyetin, manevi sığınmanın ve İslam dünyasındaki birliğin en yüce sembolü olarak kabul görmüştür. Bu süreçte bağlar; Hac yolculuğu için İstanbul üzerinden Hicaz’a giden Türkistanlı ulema, talebe ve dervişlerin kurduğu kültürel köprüler ile hanlıkların sıkıştıkları dönemlerde Babıali’den talep ettikleri sınırlı askerî eğitmen ve diplomatik arabuluculuk girişimleri üzerinden şekillenmiştir.19. yüzyılın ikinci yarısı ise İslam dünyasının bu hayati bölgesinin sömürgeci güçler tarafından âdeta ablukaya alındığı bir kriz dönemi olmuştur. Güney Asya’da (Hindistan) uzun süredir devam eden İngiliz sömürgeciliği bu dönemde doğrudan Britanya Krallığı’na bağlanarak en katı safhasına ulaşırken; kuzeyde Çarlık Rusyası da askeri yığınağını ve işgal hareketlerini doğrudan Orta Asya içlerine yöneltmiştir. Kuzeyde Rusya topraklarını genişletip sıcak denizlere inmek isterken, güneyde İngiltere Hindistan’ı koruma telaşıyla gizli stratejileri devreye sokmuştur. Bu iki gücün ortasında sıkışan Türkistan hanlıkları ise kurtuluş ümidini tek bir merkeze bağlamıştır: Osmanlı’daki halifelik makamı.Osmanlı Devleti’nin Türkistan’a yönelik ilk ciddi siyasi temasları, Çarlık Rusyası’nın Taşkent, Ura-Tepe ve Cizzak gibi Müslüman şehirlerini haksızca işgal etmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. 25 Ekim 1867 tarihinde İstanbul’daki Buhara Elçisi tarafından Sadrazamlığa sunulan bir arzuhal tercümesi, bölgedeki varlık mücadelesinin en net kanıtıdır. Buhara Hanlığı, padişahı İslam halifesi olarak gördüğü için İstanbul’a gönülden bağlıydı. Elçinin ifadesiyle, 1250 yıldır İslam toprağı olan Mâverâünnehir’in padişahın himayesine girmekten başka çaresi kalmamıştı. Eğer Mâverâünnehir Rusya’nın eline düşerse, sırasıyla Afganistan, İran ve diğer İslam toprakları da işgal edilecekti. Rusya’nın Asya’nın merkezinde bir üs kurması, Çin ve Hindistan’ı tehlikeye düşürecek ve bütün dünyaya yayılacak büyük bir savaşı başlatacaktı. Buhara Hanlığı bu büyük tehlikeye karşı Osmanlı’dan modern bir ordu kurabilmek ve bölgeyi kalkındırmak için acil adımlar bekliyordu. Bu doğrultuda, bölgeye Osmanlı askeri gönderilmesi, eğitmen ve subay sevk edilmesi, komşu devletler İngiltere ve İran’ın harekete geçirilmesi ya da Rus Çarı nezdinde arabuluculuk yapılması isteniyordu. Ancak dönemin Osmanlı hükûmeti; Girit İsyanı, Balkanlar’daki kronik sorunlar ve ağır ekonomik krizlerle boğuştuğundan Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmeyi göze alamamıştır. Neticede Osmanlı, Buhara elçisine yalnızca sınırlı askeri eğitmen desteği ve diplomatik arabuluculuk sözü verebilmiş; Mâverâünnehir’in Rus işgaline uğramasının önüne geçilememiştir.20. yüzyılın başına gelindiğinde ise askeri yetersizliklerin yerini, halifelik makamını dış fitnelere, sahte hocalara ve içerideki satılık memurlara karşı koruma mücadelesi almıştır. Gerek 1867’deki Buhara elçisinin arizası gerekse 1910’daki istihbarat raporu; Osmanlı’nın, sınırlarının çok ötesindeki bir coğrafyanın kaderiyle ne kadar iç içe olduğunu ve sömürgeci güçlerin bu bağı koparmak adına hangi sinsi yöntemlere başvurduğunu kanıtlayan tarihî birer vesikadır. Osmanlı, askeri olarak koruyamadığı Türkistan’ı, siyasi ve manevi stratejilerle son ana kadar kendisine bağlı tutmaya çalışmıştır.Osmanlı’nın askerî çaresizliklere rağmen sömürgecilere karşı manevi gücüyle korumaya çalıştığı Türkistan bağı, bugün eğitim hamleleriyle yeniden canlanmaktadır. Batı’nın bakışıyla müfredatlara konulan “Orta Asya” kelimesi yerine “Türkistan” ifadesine geçilmesi, ortak eğitim bilgi ağları, koordinasyon merkezleri ve değişim fonları, sömürgeci zihniyetin hafıza silme politikalarına karşı önemli birer adım olmuştur. Temennimiz Türkistan’la kadim kardeşlik bağlarımızın yeniden güçlenmesi ve bir daha asla kopmamasıdır. Vesika 1 Buhara sefirinin Maveraünnehir, Afganistan ve Orta Asya’nın Rus saldırılarına karşı askeri ve siyasi yollarla korunması, Osmanlı Devleti’ne bağlanması ve bölgedeki büyük tehlikelerin önlenmesi ile ilgili yardım isteklerini içeren arizası (25 Ekim 1867)(1) Mesned-i ʻulyâ-yı sadâret-i ʻuzmâya Dersaâdet’de bulunan Buhârâ sefîri tarafından takdîm olunan ʻarîzanın tercümesidir.(2) “Etīʻullâhe ve etīʻurrasûle ve uli’l-emri minkum” âyet-i kerîmesi ve “Men mâte ve lem yaʻrif imâme zamânihî mâte mîteten câhiliyyeten” (3) hadîs-i şerîfi medlûl-i münîfince kâffe-i müslimînin imâmü’l-müslimîn ve hâmî-i şerîʻat-ı dîn-i mübîn hazretlerine itâʻat ve inkıyâda mecbûr (4) bulundukları misillü Buhârâ dahi zımnen tâbiʻiyyet-i Devlet-i ʻAliyye’de bulunduğundan hâkim-i Buhârâ hazretlerinin ecdâdı zamânlarında cârî (5) olduğu misillü zîr-i cenâh-ı müstelzimü’l-felâh-ı saltanat-ı seniyyeye dehāletle bu havâlî hakkında zuhûra gelecek irâde-i hazret-i (6) pâdişâhîye mütâbaʻatla işbu dehāletden maksad-ı ʻâcizânemiz Devlet-i ʻAliyye’nin şevket-i hāize ve himmet-i mahsūsasıyla bu havâlîde neşr-i (7) envâr-ı medeniyet ederek ve usūl-i cedîde üzere tanzîm-i ʻasker eyleyerek düşmanlarımızın tasallutundan tahlîs-i girîbân etmekden ibâretdir. (8) Buhârâ ve Mâverâünnehir bin iki yüz elli seneden berü yed-i İslâm’a geçmiş ve pek çok ʻulemâ ve fuzalâ ve muhaddisîn ve müctehidîn ve meşâyih (9) zuhûr etmiş ve oldukça mahâll-i muʻtenâdan olduğundan her vechile himâyesiyle yed-i düşmana geçmemesi hakkında lâzım gelen imdâd (10) ve iʻânenin icrâsı kâffe-i ehl-i İslâm’a ve ʻale’l-husūs pâdişâh-ı âl-i Osmân efendimiz hazretlerine farîzadandır. Eğer maʻâzallâh (1 Mâverâünnehir Rusyalunun giriftâr-ı dest-i düşmanânesi olur ise gerek Afganistan ve İran ve gerek sâir memâlik-i İslâm (12) kavm-i mezkûrun istîlâsından tahlîs-i girîbân edemeyeceğinden ve bu ise yalnız ahâlî-i İslâmiyeye mahsūs olmayup belki bu fitne-i (13) ʻazîmenin bütün dünyaya sirâyet edeceği bedîhîdir. Memâlik-i mezkûre Asya’nın vasatında vâkiʻ olup devlet-i müşârun-ileyhâ (14) havâlî-i mezkûrede bir merkez-i müstened ittihazıyla kuvvet bulur ise ol vakit gerek memâlik-i Çin ve gerek Hindistan (15) tasallutundan kurtulamayacağından bu keyfiyet birtakım devletler beyninde zuhûr-ı şûriş ve münâkaşayı müntic olacakdır. (16) Eğer bu bâbda Devlet-i ʻAliyye düvel-i sâire ile ittifâk eder ise cümlesi ve ʻale’l-husūs Devlet-i ʻAliyye’nin dost ve müttefiki (17) olan İngiltere ve Fransa devletleri ittifâkı kabûl ile devlet-i müşârun-ileyhânın tecavüzünden Mâverâünnehir’i tahlîs (18) edebilirler. Eğer Rusya devleti tebaʻa ve tüccârînin katl ve itlâfından kârbânlarının nehb ve gāretinden dolayı (19) te’dîb ve terbiyemize kıyâm eylediğini beyân eder ise bütün bütün hilâfdır. Çünkü bu havâlî ahâlîsi (20) beyân eylediği misillü birtakım sebk-i muzır ve müfsid adamlar olsa idi yüz yirmi senedir pek çok Rusyalular buralara (21) gelüp gitmekde olduklarından bizden bir fenâlık görmeli idiler. Müddet-i mezkûre zarfında üç senede bir kere beyne’d-devleteyn (22) irsâl-i süferâ ile tecdîd-i ravâbıt-ı dostî olunmakda ve tüccâr-ı tarafeyn yekdiğerinin memâlikine gelip gitmekde olduğu (23) ve memâlikimizin buʻdiyeti cihetiyle ol kadar ihtilât olunmamakda idüğü cümlenin maʻlûmu olan mevâddandır. (24) Buraca bizlerin hakīkat-i hâlükârımız mechûl bulunduğundan Rusyaluların gıyâbımızdan pek çok şeyler (25) söyleyebileceklerinden saltanat-ı seniyye bu bâbda tahkîk ve maslahata kalkışsa Rusya devletinin bu derece ʻadâvetini (26) mûcib ahâlî-i Buhârâ tarafından bir cürm sudûr etmediğini anlayabilir. Rusyalular Taşkend’i zabt ve teshīr ve memâlikinde bulunan tüccarımızın (27) menbaʻıyla vekîllerimizi habs ve tevkīf eylemişdir. Çerinof (Çernyayev) tarafından Taşkend’den Buhârâ’ya irsâl olunan elçiler Buhârâ hâkimi (28) hazretleri tarafından habs ve tevkīf olunmayup yalnız maʻiyyetinden bulunan adamlarının her tarafı seyr ü muʻâyene edememeleriçün mukīm oldukları mahalle mihmândârân (29) taʻyîn olunarak iki mâh bu vechile kendülerine hürmet ve riʻâyetle sâlimen gönderildikleri cihetle hukūk-ı dostîye riʻâyet eylemekleri (30) vâcibeden iken bi’l-ʻakis Uratya (Ura-Tepe) ve Dizak (Cizzak) taraflarına ʻasker-i külliye sevkiyle zabt etmiş olduklarından ve bu ise hiçbir sebeb-i mücbir olmadığı hâlde (31) mahzā icrâ-yı ʻarz ve teʻaddî demek olacağından artık bu bâbda ahâlî-i Buhârâ’nın mazlûm ve sitemdîde oldukları zâhire çıkar. (32) Mâverâünnehir hükümdârânı irsâl-i süferâ ile mübtelâ olduğumuz işbu hâl-i ʻacz-iştimâli ʻatebe-i Devlet-i ʻAliyye’ye ʻarz ve işʻâr etmişler ise de ahvâl-i (33) hâzıramıza medâr olacak yaʻnî teşeffî-i sadr olunacak bir cevâb-ı şâfî alamadıklarından ve Rusyalular ise dâimen dostluk yüzünden (34) kadem be-kadem tecâvüz ve teʻaddîye âğāz ile bütün memâlikimizi kabza-i teshīre almağa teşebbüs eylediklerinden artık ahvâl-i mâziye ve hâliye (35) ve müstakbeleyi tafsīlen huzūr-ı fâizü’n-nûr hazret-i imâmü’l-müslimîne ʻarz ve beyân-ı lâzımeden bulunmuş olduğundan ihkāk-ı hukūk-ı (36) dâd-hāhân olunmak hakkında merhamet-i seniyye-i hazret-i pâdişâhîyi celb ve ricâ etmek ve ihtār-ı daʻvâ-yı ʻubûdiyet eylemek mülâhazasıyla bu dâʻîlerini (37) âsitân-ı devlet-âşiyân-ı ʻaliyyeye irsâle münâsib gördüklerinden ʻatebe-i ʻaliyyeye rûymâl olmuş isem de mukaddemki elçiler gibi nâil-i maksad olamaz (38) isem bir senelik meşâkk seferi ihtiyâr ederek nâil-i makāsıd olamayarak gitmekliğimden bendelerince burada terk-i kâr ü bâr-ı hayât eylemek (39) evlâ olur. İşte hâl-i ʻâcizânemiz bundan ʻibâret olduğundan şân-ı maʻâlî-nişân-ı saltanat-ı seniyyeden olduğu üzere bulunduğumuz (40) mevkiʻ-i tehlikeden tahlîsimize müdüngâh merhametlü bu havâlî ahâlîsi hakkında vükelâ-yı Devlet-i ʻAliyye’nin ne vechile olur ise yaʻnî gerek irsâl-i ʻasker (41) ve gerek baʻzı me’mûr ve zâbıt gönderilmesini veyahud Mâverâünnehir’e hemcivâr bulunan İngiltere ve İran devletlerini teşvîk ile veyahud (42) Rusya imparatoru nezdinde icrâ-yı tavassut eyleyerek başımızda olan işbu belânın refʻ ü defʻiyle buraların yed-i düşmana geçmemesi (43) çaresinin istihsāline himmet buyurmaları mercû ve mutazarraʻdır. Memâlik-i Osmâniye ile tarîk-i âmedşüdümüz kullanılmış olduğu cihetle bundan sonra (44) Mâverâünnehir’in dahi sâir memâlik-i Devlet-i ʻAliyye misillü kemâl-i intizâm kesb edeceği ve memâlik-i mahkûme-i sultāniyeden maʻdûd olarak (45) kemâl-i itāʻat ve inkıyâd ile fermân-ı cenâb-ı pâdişâhîye imtisâlde bulunacağı ve memâlik-i pâdişâhîde cârî olan kavâʻid ve nizāmâtın (46) tedrîcle Mâverâünnehir’de dahi cereyanıyla memâlik-i mahrûse-i şâhânenin eczâ-yı mütemmimesinden maʻdûd olacağımızı ve hakkımızda zuhûra (47) gelecek tesāhub ve merhametin ilâ-kıyâmü’s-sâʻa defter-i nîk-nâmîde mestūr bulunacağı bî-iştibâhdır. Vesika 2 Rusya’nın Orta Asya’daki istila hareketleri ile İngiltere’nin Hindistan’daki egemenliğini korumak amacıyla Osmanlı tebaasını halifeden koparma faaliyetleri ve İngiliz elçiliğinden rüşvet alarak bu emellere hizmet eden Adliye Nezareti görevlilerinin ihanetleri hakkında sunulan istihbarat arizası. (11 Ocak 1910)(1) Rusya devleti birkaç seneden berü âmâl ve efkârını Asya-yı vustā ile Hindistan’ın istîlâsına hasr (2) ve el-yevm şimendüfer hatları inşasıyla iştigāl eylediği maʻlûm-ı şâhâneleridir. İngiltere hükûmeti ise (3) Hindistan’ın muhafazasına kâfi ʻaskere mâlik ve Hindistan ahâlîsine emîn olamadığına mebnî ehl-i İslâm’ı (4) yed-i hükümdârânesine almak ve makām-ı hilâfete olan merbûtiyetlerini katʻ etmek içün hükûmet-i müşârun-ileyhâya bir müddetden berü (5) Mısır ve Arabistan ve Yemen kıtʻalarına lisân-ı Arabîye âşinâ hoca kıyâfetinde hafiyyen adamlar iʻzâmıyla gûyâ (6) zât-ı hazret-i hilâfetpenâhîleri mehâkim-i İslâmiyeye Hristiyan hâkimler taʻyîn etmiş ve sâir pek çok vâhî (7) hâlâtlarda bulunmuş gibi birtakım isnâdât-ı mefsedet-kârâne ilkā ve bu ilkāâtını delil gösterüp âyât (8) ve ehâdîs-i şerîfe derciyle matbûʻ iʻlânnameler neşrederek urbân ve ʻaşâirin merbûtiyet (9) ve ʻubûdiyetlerini ihlâl ve bu sūretle şürefâdan birini eline geçirüp hilâfeti anın nâmına iʻlân (10) eylemek maksadında bulunduğu muʻteber baʻzı İngilizlerin ifâdâtından istidlâl edildiği ve hattâ (11) tervîc-i merâm içün mehâkim-i Osmâniyeye Hristiyan me’mûr taʻyîn etmek üzere İngiltere sefârethânesi (12) tarafından ʻadliye müsteşârı ve İhsan Efendi’ye pek çok ʻatiyeler verildiği rivâyâtı ve İhsan (13) Efendi’nin Hristiyan me’mûr taʻyîn etmek husūsundaki ikdâmâtı ve baʻzı mesâilde müşkilât îrâsı (14) mahzā bir ecnebiye hidmet içün olduğuna delîl olacağı vâreste-i ʻarz ve îzâh ise de şu mesmûʻât-ı (15) kemterânem berâ-yı maʻlûmât maʻrûzdur efendimiz.(16) Bende küttâbî-i hazret-i şehriyârîleri kulları AhmedKELİMELER:Âğāz: Başlama, başlangıçArz ve işʻâr: Bildirme ve haber vermeÂsitân-ı devlet-âşiyân: Devletin yuvası olan başkent (İstanbul)Asya-yı vustā: Orta AsyaʻAşâir: Aşiretler, kabileler (Aşiret kelimesinin çoğulu)ʻAtebe-i Devlet-i ʻAliyye: Osmanlı Devleti’nin yüce eşiği/kapısıBerâ-yı maʻlûmât: Bilgi edinilmesi için, bilgi amacıylaBî-iştibâh: Şüphesiz, kesinBuʻdiyet: Uzaklık, mesafeli olmaCevâb-ı şâfî: Tatmin edici, kesin cevapÇerinof (Çernyayev): Taşkent’i işgal eden Rus generali Mihail ÇernyayevDâʻî: Dua eden (Elçinin kendisi için kullandığı tevazu ifadesi)Defter-i nîk-nâmî: İyi ad bırakılanların defteri, tarih sahnesiDehālet: Sığınma, aman dilemeDevlet-i müşârun-ileyhâ: Adı geçen devletDizak (Cizzak): Özbekistan’da bulunan tarihi Cizzak kalesiDüvel-i sâire: Diğer devletlerFuzalâ: Faziletli kişiler, alimlerGiriftâr-ı dest-i düşmanâne: Düşman eline düşmüş, yakalanmışHâl-i ʻacz-iştimâl: Acizlik ve çaresizlik içeren durumHâmî-i şerîʻat-ı dîn-i mübîn: Hak olan İslam dininin şeriatını/hukukunu koruyan (Padişah)Hemcivâr: Komşu, sınırdaşHuzūr-ı fâizü’n-nûr: Nurlu, feyizli huzurİʻâne: Yardım, maddi destekİcrâ-yı ʻarz ve teʻaddî: Saldırganlık ve haksızlık yapmaİcrâ-yı tavassut: Arabuluculuk yapmaİhkāk-ı hukūk-ı dâd-hāhân: Adalet ve hak arayanların haklarının teslim edilmesiİhtār-ı daʻvâ-yı ʻubûdiyet: Kulluk ve bağlılık davasını/bağını arz etmekİhtilât: Karışma, görüşme, diyalog kurmaİkdâmât: Yoğun gayretler, çabalar, girişimlerİlâ-kıyâmü’s-sâʻa: Kıyamet saatine kadar, sonsuza dekİlkā etmek: Akla sokmak, telkin etmek, ortaya atmakİmtisâl: Verilen emre tamamen uymaİnkıyâd: Boyun eğme, itaat etmeÎrâs etmek: Sebep olmak, yol açmak, getirmekİrsâl-i süferâ: Elçiler gönderilmesiİsnâdât-ı mefsedet-kârâne: Bozguncu ve fitne çıkarıcı iddialar, iftiralarİstihsāl: Elde etme, sağlamaİtlâf: Öldürme, yok etmeİttihâz: Edinme, kabul etmeİʻzâm: Göndermek, sevk etmekKabza-i teshīre almak: Boyunduruk altına almak, işgal etmekKadem be-kadem: Adım adımKâffe-i müslimîn: Bütün MüslümanlarKâr ü bâr-ı hayât: Hayat bağı, geçim kapısı, dünya işleriKârbân: KervanKemâl-i intizâm kesb etmek: Tam bir düzen ve intizam kazanmakKüttâbî-i hazret-i şehriyârî: Padişahın saray kâtipleriMaʻdûd: Sayılan, kabul edilenMahâll-i muʻtenâ: Önemli, özen gösterilen yerMedâr: Dayanak, çare, yardımcıMedlûl-i münîf: Parlak, yüce anlamMehâkim-i İslâmiye: İslam mahkemeleri, şer’iyye mahkemeleriMemâlik-i mahkûme-i sultāniye: Padişahın hükmü altındaki topraklarMemâlik-i mahrûse-i şâhânenin eczâ-yı mütemmimesi: Padişahın korunan topraklarının ayrılmaz parçaları, tamamlayıcı unsurlarıMerbûtiyet: Bağlılık, sadakatMercû ve mutazarraʻ: Rica edilen ve alçakgönüllülükle yalvarılan/niyaz edilen durumMerkez-i müstened: Dayanak noktası, askeri/siyasi üsMesmûʻât-ı kemterâne: Aciz kulun kulağına gelen duyumlar, işittikleriMesned-i ʻulyâ-yı sadâret-i ʻuzmâ: En yüce başbakanlık makamı (Sadrazamlık makamı)Mestūr: Yazılı, örtülü, saklıMeşakk: Sıkıntılar, zorluklar, zahmetlerMihmândârân: Mihmandarlar, misafir ağırlayan rehberlerMuhaddisîn: Hadis alimleriMüctehidîn: Dini hüküm çıkaran büyük fıkıh alimleriMüdüngâh / Medengâh: Kurtuluş meydanı, sığınak / Merkez, medeniyet ve güvenli liman ilesiMüntic: Sonuç veren, doğuranMüstelzimü’l-felâh: Kurtuluşu, selameti gerektirenMütâbaʻat: Uyma, tabi olmaNâil-i maksad: Amacına ulaşmışNehb ve gāret: Yağma ve talanNeşr-i envâr-ı medeniyet: Medeniyet nurlarını yaymaOratya (Ura-Tepe): Bugün Tacikistan/Özbekistan sınırında olan tarihi Ura-Tepe şehriRefʻ ü defʻ: Ortadan kaldırma ve savuşturmaRûymâl olmak: Yüz sürmek, huzura çıkmakSebk-i muzır: Zarar veren davranış, geçmişte yapılmış kötülükSitemdîde: Zulüm görmüş, haksızlığa uğramışŞân-ı maʻâlî-nişân: Yücelik nişanı taşıyan şanŞevket-i hāize: Sahip olunan büyüklük, kudretŞürefâ: Mekke şerifleri, Peygamberimizin (sav) soyundan gelen asil yöneticilerTahlîs-i girîbân: Yakanın kurtarılması (Kurtuluş)Tarîk-i âmedşüd: Geliş gidiş yolu, ticaret ve ulaşım rotasıTecdîd-i ravâbıt-ı dostî: Dostluk bağlarının yenilenmesiTervîc-i merâm: Amacını yürütmek, isteğini gerçekleştirmek ve kabul ettirmekTesāhub: Sahip çıkma, koruma altına almaTeshīr: Ele geçirme, boyun eğdirmeTeşeffî-i sadr: Gönül rahatlığı, için ferahlamasıTüccâr-ı tarafeyn: İki tarafın tüccarlarıTüccârîn: Tüccarlar (Çoğul)Urbân: Çöl bedevileri, göçebe AraplarVâreste-i ʻarz ve îzâh: Açıklamaya ve anlatmaya gerek duyulmayacak kadar açık olan (Arz edilmekten uzak)Yed-i İslâm: İslam eli, İslam egemenliğiZımnen: Doğal olarak, dolaylı yoldan, içten içeZîr-i cenâh: Kanat altı, himayeZuhûr-ı şûriş: Karışıklık, ayaklanma, savaş çıkması

H. Halit ATLI 01 Temmuz 2026
Konu resmiKırk Hadis (Sıhhat-Âbâd)*
Hadis-i Erbain

EL-HADÎSÜ’S-SÂLİS VE’L-ʻİŞRÛNKāle Resûlullâh sallallâhu ʻaleyhi ve sellem: el-cennetü dârü’l-eshıyâi.Cennet sahīlerin menzilidir. Sehā bir dıraht-ı berûmend bâr-âverdir ki şâhları aʻlâ-yı ʻilliyyîne peyveste semeresi dünyâda sebeb-i nîk-nâm ve vesîle-i husul-i meramdır. ʻUkbâda bâʻis-i fevz-i necât ve vâsıta-i neyl-i derecâtdır. Sehā mücerred bezl-i mâla mahsūs değildir. Kerem ve îsâr ve ʻafv ve mürüvvet ve müvâsât ve semâhat bi’l-cümle sehā envâʻındandır. Hakīkatde sahī, zekât-ı mefrûza ve sadakāt-ı mendûbeyi edâ idüb ʻafv ve safh ve mürüvveti şiʻâr-kâr iden âdemdir. Sehānın hüsnü iʻtidâl üzere oldığı hâldedir. İfrâtı isrâf ve tebzîre müeddî olur, mezmûmdur. Mertebe-i iʻtidâl muʻtīnin rütbe-i câh ü devlet ve servetine göredir.KıtʻaMahall-i şübhe değildir bilür sığār ü kibârCihânda bâʻis-i ʻizz ü şeref sehāvetdirBuyurdı Hazret-i Fahrü’r-rusül hadîsindeSehā vesîle-i neyl-i riyâz-ı cennetdirOl ki bu dünyâda bir gam-dîdeyi mesrûr ideKELİMELER:Aʻlâ-yı ʻilliyyîn: Yücelerin en yücesi, cennetin en yüksek mertebesi. / Bâʻis: Sebep olan şey / Bâr-âver: Meyve veren. / Berûmend: Verimli, meyveli. / Bezl-i mâl: / Bezl-i mâl: Malı bol bol verme / Câh: Makam / Dıraht: Ağaç. / Îsâr: Kendinden çok başkalarının menfaatini düşünerek fedâkârlıkla verme / ʻİzz: İzzet, şeref / Kibâr: Büyükler / Mefrûza: Farz olan / Mendûbe: Sevap kazandıran davranış / Mezmûm: Yerilmiş, kınanmış / Muʻtī: Veren kimse / Mücerred: Yalnız, tek başına / Müeddî: Sebep / Mürüvvet: Mertlik, iyilik ve ihsanda bulunma / Müvâsât: Yardımlaşma, malını başkasıyla bölüşme / Neyl: İsteğine ulaşma. / Nîk-nâm: Nâmı iyi olan, iyi nam kazanmış. / Peyveste: Ulaşmış, erişmiş. / Riyâz: Bahçeler / Rusül: Resuller, peygamberler / Safh: Bağışlama, af / Sahī: Cömert kişi / Sehā: Cömertlik, el açıklığı. / Sehāvet: Cömertlik / Semâhat: Cömertlik, eli açık olma / Sığār: Küçükler / Tebzîr: Bol bol ve gereksiz yere dağıtma, israf etmeKaynak: Osmanzâde Tâib Ahmed (v.1136/1724)

H. Halit ATLI 01 Temmuz 2026
Konu resmiHüsn-i Hat Çalışmaları
Hüsn-i Hat Çalışmaları

Bu sayımızdan itibaren harf ve kelime çalışmalarına başlıyoruz. Silik harflerin üzerinden geçerken dikkatle yazmaya ve acele etmemeye çalışalım. Elinizin alışması ve yazınızın güzelleşmesi için bu dikkat ve sabır önemli olacaktır.

Mesut HIZARCI 01 Temmuz 2026
Konu resmiOsmanlıca Yazabiliyorum
Osmanlıca Yazabiliyorum

Dergiyi takip edenler, yazmanın da zevkine ulaşıyorlar. Her ay ilerlediğinizi sizler de fark ediyorsunuz. Her işte olduğu gibi, bu işte de bizzat kendimizin gayret göstermesi önemli olacaktır.İki Meseleİnsan, çoğu zaman elindekinin kalıcı olduğunu zanneder. Oysa dünya, gelip geçenlerin kısa süreli konakladığı bir menzilden ibarettir. İnsan da bu dünyada ancak bir misafirdir. Bugün sahip olduğunu sandığı makam, servet ve itibar; yarın geride bırakılacak emanetlerdir. Vakti geldiğinde hepsi geride kalır.Fakat geride kalmayan bir şey var: Ektiklerimiz. Söylediğimiz sözler, yaptığımız iyilikler, bıraktığımız izler… Hayat, aslında bir ekim mevsimidir; kimi umut eker, huzur biçer. Kimi öfke eker, pişmanlık biçer.Bu yüzden insan hem faniliği unutmamalı hem de ektiği tohumlara dikkat etmelidir. Çünkü bir gün göçüp gideceğiz; fakat ektiklerimizin hasadı, bizden sonra da devam edecektir. Asıl mesele, göç vakti geldiğinde ardımızda hayırla yeşeren bir bahçe bırakabilmektir. ÇÖZÜM

Osmanlıca DERGİ 01 Temmuz 2026
Konu resmiHive’ye Muvasalat (2)*
Seyahat Yazıları

غازی آباددن براز داها أوته یه  وارنجه  بویوجك بر قومسالدن كچدك. بوراده  بر نوع فاره  واردركه  توركمنلر ”قوم صیچانی“ دیرلر. أوڭ آیاقلری نسبتًا غایت قیصه  و آرقه  آیاقلری نسبتڭ خارجنده  غایت اوزون اولارق عجائب بر حیواندر. ایشته  بو قومسالی دخی كچدكدن صوڭره  قارشیدن صیق اورمان كبی باغلر، باغچه لر آراسندن مناره لر و قبه لر دخی كورونمه یه  باشلادیكه  بوراسی پایتخت اولان خیوه  شهری ایدی. شهرڭ شرق جهتی بر كوچك كول اولوب خیوه  اسمی اصل بو كولڭ اسميدركه  شهر دخی اسمنی اوندن آلمشدر.شهرڭ طیشنده  بر بویوك مزارستان بولونور. اورایی كچدكدن صوڭره  سور كورولور و سوره  أركنچ قاپیسندن كیریلیر. بزم كیردیگمز كون پازار كوننه  تصادف ایتمكله  آت و آرابه دن كوچ حال ایله  یولی سوكوب كچه بیلمش ایدك. اولوغ كروانسرای دینیلن كبیر خانه نزولمز مقرّر اولدیغندن، بو خانڭ قاپیسی چارشی ایچنه  آچیلدیغندن، چارشی قاپیسندن كیرنجه  هپمز حیوانلریمزدن ايندك. زیرا چارشیده  اختیار و خاطرلی آدملر بولونمسی محتمل اولدیغندن، بورالرده  اختیار و خاطرلی آدملر كورولنجه  آتدن اینوب سلام ویرمك آدابدندر.كروانسرایه  كیروب ده  آشنامز بولونان بر أركنچلینڭ اوطه سنه  ایندیگمز زمان، بنم استانبوللی اولدیغمی خبر آلانلر همن اطرافمه  ییغیلدیلر. روسیه  محاربه سنه  دائر بندن معلومات ایسته دیلر. عثمانلیلره  او قدر توجّه كوستریرلركه  عثمانلیلغڭ قدر و شرفنی انسان بورالرده  آڭلار.آدملر او قدر جومرد آدملردركه  بویله  وصولم دقیقه سنده  بڭا كوستردكلری عزّت و اكرامی دنیانڭ هیچ بر طرفنده  بر خلق بر یولجی یه  كوسترمز.دیوان بگی ایله  ملاقاتهر اوطه مه  كیرن تاجر، كویا قارنداشیله  ملاقات ایدییورمشجه سنه  بوینمه  صاریلوب توركمن اصولی ایله  حال خاطر صوروشور ایدی. اگر أركنچلی آشنامز، بو مملكته  ایلك كلن آدمڭ طوغری دیوان بگنه كیدرك اسمنی و صنعتنی خبر ویرمسی لزومنی اخطار ایتمه مش اولسه  ایدی، آقشامه  قدر بو قالابالق دوام ایده جك ایدی. ایكی ساعت قدر تاجرلر ایله  كوروشدكدن صوڭره  بو اخطاری ایتمش اولدیغندن و دیوان بگی شهرڭ خارجنده  یاریم ساعت مسافه ده  بولونان یازلغنده  اقامت أیله دیگندن، آتلریمزه  بینرك اورایه  متوجّه اولدق.كوشكڭ أوڭنده  بر سد بولونوب أوزرینه  مكلّف بر خالیچه  سریلمش و دیوان بگی بونڭ أوزرینه  اوتورمش ایدی. ایشبو سدڭ أوڭنده  بر حوض بولونوب حوضڭ دخی بر طرفنه  حصير سریلمش ایدی. قات نام محلدن كلن اون قدر آدم حضوره  كیررك یالڭز ”سلام“ دییه رك اللرینی كوبكلری أوزرینه  قویدیلر. بورالرده  بویوكلرده  ”علیكم“ دیمك عیب صاییلییور. دیوان بگی بونلرڭ سلاملرینی آلارق اوتورمه لرینی امر أیله دی.بن، كوندردیگم آدمڭ هنوز كلمدیگنی و جانمڭ دخی صیقیلمه یه  باشلادیغنی كورنجه  بر آدم داها كوندردم. بو آدم كیدر كیتمز كلدی و دیوان بگنڭ همن بنی ایسته دیگنی خبر ویردی. حضورینه  واردیغمده  اوتوردیغی سددن آشاغی یه  اینه رك یگرمی اوتوز قدم بنی استقبال دخی أیله دی. بو درجه  حرمته  هركس شاشیردی. لكن بو حرمت بڭا دگل، آل عثمانڭ شاننه  ایدی. حتّی بنمله  قارنداشی كبی قوجاقلاشمه یه  قدر وارارق و المدن طوتارق تا كندی اوتوردیغی سده  قدر كوتوردی و همن یانی باشنه  اوتورتدی. بو ذات اللی ایكی یاشنده  و غایت ذكی و عاقل اولوب عربی، فارسی و توركی یی چوق ایی بیلیردی. چغتای لساننجه  مثلی بولونماز شاعر، موسیقی و سیاست فنلرنده  دخی ماهردر.خیوه  خانی ایله  ملاقاتآقشام نمازینه  قدر دیوان بگنڭ دائره سنده  وقت كچیردك. اذان اوقوندقدن صوڭره  هركس نمازینی قیلدی. خانه آلتین صحنلر ایله  ییمك چیقاردیلر. بو دفعه  محمّد رحیم خان، باغچه  ایچنده  بر كوشكده  اوتورمشلر ایدی. بزی تكرار حضورینه  چاغیردیلر. كیردیگمز وقت یوكسك سسله  سلام ویردك. سلاممزی آلدقدن صوڭره  ”ایلرله یڭ!“ یعنی ایلری یه  كلیڭز دیدی. برقاچ آدیم ایلری یه  واردق. بو امری أوچ دفعه  تكرار ایتمه لریله  بز دخی أوچ دفعه  برقاچ آدیم كیدره ك نهایت ”اوتوریڭز!“ امری أوزرینه  دیوان بگی ایله  بر خالیچه  أوزرینه  اوتوردق.خانه مخصوص اولان آلتین طبقلر ایله  أوڭمزه  بر مقدار پلاو كتیردیلر. دیوان بگی ایله  برر مقدار يیدك. صوڭره  ككلیك و بیلدیرجین قیزارتمسی كتیردیلر. بونلردن دخی برر مقدار تناول أیله دیكدن صوڭره  ییمك ایشی بیتمش اولدی. بعده  صحبت بابی آچیلدی.محمّد رحیم خان حضرتلری سوزی سلطنت آل عثماندن آچوب سلطنتڭ دگیشمه سنه  و روسیه  محاربه سنه  دائر بندن بر خیلی معلومات آلدی. صوڭره  شانلی عثمانلی خانداننڭ آسیه  و حتّی ایشبو خوارزم قطعه سندن اولمه لرینڭ بو محللر ایچون بویوك بر مدار افتخار اولدیغنی و آرا یرده  ایرانڭ آرایه  كیرمسی ایله  دولت عثمانیه دن اوزاق دوشمه لرینڭ كندیلری ایچون تأسف سببی اولدیغنی سویله دی. كاشغار اميرینڭ عثمانلی حمایه سنه  كیرمه سندن پك زیاده  ممنون اولوب، اگر كاشغار حكومتی تأسّس و تأیّد ایدر ایسه  بتون آسیه  خانلقلرینڭ دخی او اتّفاقه كیررك شوكت اسلامیه نڭ آرتاجغنی بیان أیله دی. طوغریسی كندیسنی اتّحاد اسلام افكارینه  تمامیله  مستعد بولدم.Gaziabat’tan biraz daha öteye varınca büyücek bir kumsaldan geçtik. Burada bir nev fare vardır ki Türkmenler “kum sıçanı” derler. Ön ayakları nispeten gayet kısa ve arka ayakları nispetin haricinde gayet uzun olarak acayip bir hayvandır. İşte bu kumsalı dahi geçtikten sonra karşıdan sık orman gibi bağlar, bahçeler arasından minareler ve kubbeler dahi görünmeye başladı ki burası payitaht olan Hive şehri idi. Şehrin şark ciheti bir küçük göl olup Hive ismi asıl bu gölün ismidir ki şehir dahi ismini ondan almıştır.Şehrin dışında bir büyük mezaristan bulunur. Orayı geçtikten sonra sur görülür ve sura Ürgenç Kapısı’ndan girilir. Bizim girdiğimiz gün pazar gününe tesadüf etmekle at ve arabadan güç hâl ile yolu söküp geçebilmiş idik. Uluğ Kervansaray denilen kebir hana nüzulümüz mukarrer olduğundan, bu hanın kapısı çarşı içine açıldığından, çarşı kapısından girince hepimiz hayvanlarımızdan indik. Zira çarşıda ihtiyar ve hatırlı adamlar bulunması muhtemel olduğundan, buralarda ihtiyar ve hatırlı adamlar görülünce attan inip selam vermek âdaptandır.Kervansaraya girip de aşinamız bulunan bir Ürgençlinin odasına indiğimiz zaman, benim İstanbullu olduğumu haber alanlar hemen etrafıma yığıldılar. Rusya Muharebesi’ne dair benden malumat istediler. Osmanlılara o kadar teveccüh gösterirler ki Osmanlılığın kadr ü şerefini insan buralarda anlar.Adamlar o kadar cömert adam­lardır ki böyle vusulüm dakikasında bana gösterdikleri izzet ve ikramı dünyanın hiçbir tarafında bir halk bir yolcuya göstermez.DİVAN BEYİ İLE MÜLAKATHer odama giren tacir, güya karındaşıyla mülakat ediyormuşçasına boynuma sarılıp Türkmen usulü ile hâl hatır soruşur idi. Eğer Ürgençli aşinamız, bu memlekete ilk gelen adamın doğru Divan Beyi’ne giderek ismini ve sanatını haber vermesi lüzumunu ihtar etmemiş olsa idi, akşama kadar bu kalabalık devam edecek idi. İki saat kadar tacirler ile görüştükten sonra bu ihtarı etmiş olduğundan ve Divan Beyi şehrin haricinde yarım saat mesafede bulunan yazlığında ikamet eylediğinden, atlarımıza binerek oraya müteveccih olduk.Köşkün önünde bir sed bulunup üzerine mükellef bir haliçe serilmiş ve Divan Beyi bunun üzerine oturmuş idi. İşbu seddin önünde bir havuz bulunup havuzun dahi bir tarafına hasır serilmiş idi. Kât nam mahalden gelen on kadar adam huzura girerek yalnız “Selam” diyerek ellerini göbekleri üzerine koydular. Buralarda büyüklerde “Aleyküm” demek ayıp sayılıyor. Divan Beyi bunların selamlarını alarak oturmalarını emir eyledi.Ben, gönderdiğim adamın henüz gelmediğini ve canımın dahi sıkılmaya başladığını görünce bir adam daha gönderdim. Bu adam gider gitmez geldi ve Divan Beyi’nin hemen beni istediğini haber verdi. Huzuruna vardığımda oturduğu sedden aşağıya inerek yirmi otuz kadem beni istikbal dahi eyledi. Bu derece hürmete herkes şaşırdı. Lakin bu hürmet bana değil, Âl-i Osman’ın şanına idi. Hatta benimle karındaşı gibi kucaklaşmaya kadar vararak ve elimden tutarak ta kendi oturduğu sedde kadar götürdü ve hemen yanı başına oturttu. Bu zat elli iki yaşında ve gayet zeki ve âkil olup Arabî, Farisî ve Türkîyi çok iyi bilirdi. Çağatay lisanınca misli bulunmaz şair, musiki ve siyaset fenlerinde dahi mahirdir.HİVE HANI İLE MÜLAKATAkşam namazına kadar Divan Beyi’nin dairesinde vakit geçirdik. Ezan okunduktan sonra herkes namazını kıldı. Hana altın sahanlar ile yemek çıkardılar. Bu defa Muhammed Rahim Han, bahçe içinde bir köşkte oturmuşlar idi. Bizi tekrar huzuruna çağırdılar. Girdiğimiz vakit yüksek sesle selam verdik. Selamımızı aldıktan sonra “İlerleyin!” yani ileriye geliniz dedi. Birkaç adım ileriye vardık. Bu emri üç defa tekrar etmeleriyle biz dahi üç defa birkaç adım giderek nihayet “Oturunuz!” emri üzerine Divan Beyi ile bir haliçe üzerine oturduk.Hana mahsus olan altın tabaklar ile önümüze bir miktar pilav getirdiler. Divan Beyi ile birer miktar yedik. Sonra keklik ve bıldırcın kızartması getirdiler. Bunlardan dahi birer miktar tenavül eyledikten sonra yemek işi bitmiş oldu. Badehu sohbet babı açıldı.Muhammed Rahim Han Hazretleri sözü Saltanat-ı Âl-i Osman’dan açıp saltanatın değişmesine ve Rusya Muharebesi’ne dair benden bir hayli malumat aldı. Sonra Şanlı Osmanlı Hanedanı’nın Asya ve hatta işbu Harzem kıtasından olmalarının bu mahaller için büyük bir medar-ı iftihar olduğunu ve ara yerde İran’ın araya girmesi ile Devlet-i Osmaniye’den uzak düşmelerinin kendileri için teessüf sebebi olduğunu söyledi. Kaşgar Emiri’nin Osmanlı himayesine girmesinden pek ziyade memnun olup, eğer Kaşgar hükümeti teessüs ve teeyyüd eder ise bütün Asya hanlıklarının dahi o ittifaka girerek şevket-i İslâmiye’nin artacağını beyan eyledi. Doğrusu kendisini İttihad-ı İslâm efkârına tamamıyla müstaid buldum.*İstanbul’dan Asya-yı Vusta’ya Seyahat, Mehmed Emin, Kırk Ambar Matbaası, Istanbul, 1295.

Murat DARICIK 01 Temmuz 2026
Konu resmiSoğukçeşme Sokağı
Seyyah

صوغوق چشمه  صوقاغی، استانبولڭ تاریخی یاریم آطه سنده ، آیاصوفیه  ایله  طوپ قاپی سرایی آراسنده ، سورِ  سلطانی یه  یاصلانمش شكلده  اوزانان و بنیه سنده  ١٢ تاریخی أو ایله  ١ روما صارنیجنی باریندیران اشسز بر صوقاقدر. آدینی، صوقاقده  بولونان و ٣نجي سلیم دونمنه  تاریخلنن مرمر تورك چشمه سندن آلیر.گلخانه  پارقی كیریشندن یوقاری طوغری اوزانان بو طار صوقاق، أوزللكله  جومبه لی أولری، رنكلی جبهه لری و قلاسیك تورك قونوت معماریسنڭ ظریف أورنكلریله  دقّت چكر. یولڭ اولدقجه  طار اولمسی سببیله  أولر، طوپ قاپی سراینڭ سور دیوارلرینه  نره ده یسه  بیتیشیك شكلده  انشا ایدیلمشدر. بو طوروم، صوقاغه  هم كندینه  خاص بر سیلوئت هم ده  صمیمی بر آتموسفر قزاندیرمقده در.صوغوق چشمه  صوقاغی، عثمانلی سیویل معماریسنڭ كونمزه  اولاشابیلمش نادر أورنكلرندن بریدر. اخشاب قوناقلرڭ هر بری، أوڭلرنده كی چیچكلردن الهامله  یاسمینلی أو، مور صالقیملی أو، خانم الی أو و گللی قوناق كبی اسملرله  آڭیلمشدر. بو اسملندیرمه ، صوقاغڭ معماری كوزللگنی كولتورل حافظه  ایله  بولوشدیران اینجه  بر دتایدر.صوقاغڭ آراچ ترافیگنه  قپالی اولمسی، تاریخی طوقوسنڭ قورونمه سنده  أونملی رول اوینامشدر. بویله جه  مودرن شهرلشمه نڭ باصقیسنه  رغمًا أوزكون آتموسفرینی بویوك أولچوده  محافظه  ایده بیلمشدر. صوقاغه  آدینی ویرن مرمر چشمه  ایسه  ١٨٠٠ ییلنه  تاریخلنمكده در. هر نه  قدر زمان ایچنده  رستوره  ایدیلمش اولسه  ده  یاقلاشیق ایكی عصردر عین یرده  وارلغنی سوردیرمكده در. أوزللكله  اولدقجه  صوغوق صویی ایله  مشهور اولمش، بو أوزللگی سببیله  خلق آراسنده  ”صوغوق چشمه “ آدیله  آڭیلمشدر.بوكون صوغوق چشمه  صوقاغی، استانبولڭ تاریخی كیملگنی یانسیتان أونملی طوراقلردن بری اولارق یرلی و یبانجی زیارتجیلرڭ ایلكیسنی چكمكده در. طاش دوشه لی زمینی، اخشاب قوناقلری، سور دیوارلری و كچمشدن بوكونه  اوزانان خاطره لریله  عادتا آچیق هوا موزه سی نیته لگنده در. بو قیمتلی میراثڭ قورونمسی و كله جك نسللره  آقتاریلمسی، شهر كولتوریمز و مدنیت حافظه مز آچیسندن بویوك أونم طاشیمقده در.Soğukçeşme Sokağı, İstanbul’un tarihî yarımadasında, Ayasofya ile Topkapı Sarayı arasında, Sur-ı Sultânî’ye yaslanmış şekilde uzanan ve bünyesinde 12 tarihî ev ile 1 Roma sarnıcını barındıran eşsiz bir sokaktır. Adını, sokakta bulunan ve 3. Selim dönemine tarihlenen mermer Türk çeşmesinden alır.Gülhane Parkı girişinden yukarı doğru uzanan bu dar sokak, özellikle cumbalı evleri, renkli cepheleri ve klasik Türk konut mimarisinin zarif örnekleriyle dikkat çeker. Yolun oldukça dar olması sebebiyle evler, Topkapı Sarayı’nın sur duvarlarına neredeyse bitişik şekilde inşa edilmiştir. Bu durum, sokağa hem kendine has bir siluet hem de samimi bir atmosfer kazandırmaktadır.Soğukçeşme Sokağı, Osmanlı sivil mimarisinin günümüze ulaşabilmiş nadir örneklerinden biridir. Ahşap konakların her biri, önlerindeki çiçeklerden ilhamla Yaseminli Ev, Mor Salkımlı Ev, Hanımeli Ev ve Güllü Konak gibi isimlerle anılmıştır. Bu isimlendirme, sokağın mimari güzelliğini kültürel hafıza ile buluşturan ince bir detaydır.Sokağın araç trafiğine kapalı olması, tarihî dokusunun korunmasında önemli rol oynamıştır. Böylece modern şehirleşmenin baskısına rağmen özgün atmosferini büyük ölçüde muhafaza edebilmiştir. Sokağa adını veren mermer çeşme ise 1800 yılına tarihlenmektedir. Her ne kadar zaman içinde restore edilmiş olsa da yaklaşık iki asırdır aynı yerde varlığını sürdürmektedir. Özellikle oldukça soğuk suyu ile meşhur olmuş, bu özelliği sebebiyle halk arasında “Soğukçeşme” adıyla anılmıştır.Bugün Soğukçeşme Sokağı, İstanbul’un tarihî kimliğini yansıtan önemli duraklardan biri olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Taş döşeli zemini, ahşap konakları, sur duvarları ve geçmişten bugüne uzanan hatıralarıyla adeta açık hava müzesi niteliğindedir. Bu kıymetli mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması, şehir kültürümüz ve medeniyet hafızamız açısından büyük önem taşımaktadır.

H. Merve BARUTÇU 01 Temmuz 2026
Konu resmiKitabe Okumaları
Kitâbe Okumaları

Sa‘dî Efendi Mezar KitabesiHüve’l-Hallâku’l-BâkîSa‘dî Efendi aradan eksildi gitti hayf ânaEvlâdını ahbâbını ağlattı hep subh u mesâBir hâfız-ı Kur’ân idi bir şâ‘ir-i devrân idiBir sâhib-i ‘irfân idi Hakkâ o zât-ı pür-vefâHem ‘askeri …. kâtiblerinden olarakOl mümeyyizlik ile eylerdi hizmet dâimâZabt eyleyüb mollalığın Kuds-i Şerîf’in başkacaBu pâye-i mahrec ile etmişdi kaddi i‘tilâHak kabrini pür-nûr ede hem de anı mağfûr edeŞâfi‘ olub mesrûr ede mahşerde Fahr-i EnbiyâHîn-i vefâtında biri geldi dedi tarîhini‘Adn ile mes‘ûd eyleye Sâ‘dî Efendi’yi HudaFî 3 Kanun-ı Sani sene 1321CumartesiKELİMELER:Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî: Bâkî olan, her şeyi yaratan Allah’tır / Hayf âna: Ona yazık, vah ona / Evlâd: Çocuklar / Ahbâb: Dostlar, yakınlar / Subh u mesâ: Sabah akşam / Şâ‘ir-i devrân: Devrin / zamanın şairi / Sâhib-i ‘irfân: İrfan sahibi, hikmet ve mârifet ehli / Hakkâ: Gerçekten, hakikaten / Zât-ı pür-vefâ: Vefa dolu şahsiyet / Mümeyyizlik: Evrak inceleme ve ayırt etme görevi; mümeyyiz makamı / Zabt eylemek: Elde etmek, kazanmak, üstlenmek / Kuds-i Şerîf: Mukaddes Kudüs / Pâye-i mahrec: Rütbe, derece, resmî makam / Kadd: Boy, mecazen makam ve itibar / İ‘tilâ: Yükselme, yücelme / Kabrini pür-nûr ede: Kabrini nurla doldursun / Mağfûr ede: Bağışlasın / Şâfi‘ olub: Şefaatçi olarak / Mesrûr ede: Sevindirsin / Mahşer: Kıyamet günü toplanma yeri / Hîn-i vefât: Vefat anı / vefat zamanı / Tarîh: Ebcedle düşürülen vefat tarihi mısrası / ‘Adn: Cennet (özellikle Adn cenneti)Mes‘ûd eyleye: Bahtiyar, mutlu kılsın / Huda: AllahDilfirûz Hanımın KabriÂh mine’l-mevtHayf kim mâliye kitâbetinden İbrâhim Bey’inZevce-i pâkîzesi etdi bu yıl ‘azm-i bekâİbtidâ Sultan Mecîd Hân’a hazînedâr olupSonradan oldu çerâğ-ı has ol ‘iffet-serâGenç iken merhûmeye bâd-ı hazân-ı mevt eripGülsitân-ı ömrün eyvâh eyledi mahv ü hebâPister-i mevte yatıp bir altı ay ol mâh-rûBulmadı encâm-ı tedbîr-i etıbbâdan şifâİşte öksüz kaldı iki oğlu ol bîçâreninEyleye mahfûz hıfzında Cenâb-ı KibriyâHem-civârı olduğu Merkez Efendi ‘aşkınaİde mahşerde şefâ‘at ana Fahr-i EnbiyâFevtine Dervîş İzzet dedi târîh-i güherDilfirûz Hanım ola cennette yâ hû pür-safâFî 2 Şa‘bân sene 1282Yevm-i PençşenbeKELİMELER:Âh mine’l-mevt: Ölümden dolayı ah, ölümün acısı / Hayf: Yazık, vah / Mâliye kitâbeti: Maliye kalemi, maliye yazı işleri / Zevce-i pâkîze: Temiz ahlâklı eş / ‘Azm-i bekâ: Ebedî âleme göçmek, vefat etmek / İbtidâ: İlk olarak, başlangıçta / Hazînedâr: Hazine görevlisi, saray hazinedarı / Çerâğ-ı has: Saraya mensup seçkin hizmetli / özel görevli / ‘İffet-serâ: İffet ve namus sahibi / Merhûme: Vefat etmiş kadın / Bâd-ı hazân-ı mevt: Ölümün hazan rüzgârı / Erip: Ulaşıp, erişip / Gülsitân-ı ömr: Ömür bahçesi / Mahv ü hebâ: Yok olup gitmek, boşa çıkmak / Pister-i mevt: Ölüm döşeği / Mâh-rû: Ay yüzlü, güzel yüzlü / Encâm: Sonuç, akıbet / Tedbîr-i etıbbâ: Doktorların tedavisi / hekimlerin çareleri / Şifâ: İyileşme, deva / Bîçâre: Zavallı, çaresiz / Mahfûz: Korunmuş / Hıfz: Koruma, muhafaza / Cenâb-ı Kibriyâ: Yüce Allah / Hem-civâr: Komşu / Şefâ‘at: Aracılık, bağışlanmaya vesile olma / Fahr-i Enbiyâ: Peygamberlerin övüncü, Hz. Muhammed (sav) / Fevt: Vefat, ölüm / Târîh-i güher: Değerli tarih mısrası (ebcedle düşürülmüş tarih) / Dilfirûz: Gönül aydınlatan, gönül ferahlatan / Pür-safâ: Tam huzurlu, safâ içinde / Yevm-i Pençşenbe: Perşembe günü

Ahmet Said KÜTGÜL 01 Temmuz 2026
Konu resmiTarihten Notlar
Tarihten Notlar

دینڭ دیرگی طوغریلقدرحسن اخلاقی و عدالتیلە مشهور خلیفەلردن اولان عمر بن عبد العزیز، غایت سادە یاشاردی. صوڭ درجە تقوا و زهد صاحبیدی. هر خصوصدە خلقڭ حقوقنی كوزتیردی. والیلردن برینە كوندردیگی مكتوبدە شویلە بویورمشدی:”بیلملیسڭكە دینڭ دیرگی طوغریلقدر. امرڭ آلتندە یاشایان اهالیدن فضلە ویركی ایستەمە. هركس قدرتنڭ یتدیگی قدر ویرسین. بتون دوشونجەڭ و امرلرڭ، خلقی راحت ایتدیرمك أوزرە اولسون. هركسە اییلك ایت. نە صورتلە اولورسە اولسون، كیمسەدن هدیە قبول ایتمە!“بو حال أوزرە ایكی بچوق سنە خلافتدە قالان عمر بن عبد العزیز، بتون مسلمانلرڭ حرمت و محبّتنی قازاندی. خلفای راشدیندن صوڭرە آدینی تاریخە آلتین حرفلرلە یازدیردی.Dinin Direği DoğrulukturHüsn-i ahlâkı ve adaletiyle meşhur halifelerden olan Ömer bin Abdülaziz, gayet sade yaşardı. Son derece takvâ ve zühd sahibiydi. Her hususta halkın hukukunu gözetirdi. Valilerden birine gönderdiği mektupta şöyle buyurmuştu:“Bilmelisin ki dinin direği doğruluktur. Emrin altında yaşayan ahaliden fazla vergi isteme. Herkes kudretinin yettiği kadar versin. Bütün düşüncen ve emirlerin, halkı rahat ettirmek üzere olsun. Herkese iyilik et. Ne suretle olursa olsun, kimseden hediye kabul etme!”Bu hâl üzere iki buçuk sene hilâfette kalan Ömer bin Abdülaziz, bütün Müslümanların hürmet ve muhabbetini kazandı. Hulefâ-yı Râşidîn’den sonra adını tarihe altın harflerle yazdırdı.او تختی ترك ایتبشیك طاشلی یحیی افندی بر كون یولدە كیدركن ایكی پاپاز یولنی كسر و ”یحیی افندی! سزڭ دینڭزدە أولمشلردن جزیە آلمق وارمیدر؟“ دییە صورارلر. مبارك، ”خیر، یوقدر!“ دییە جواب ویرر.پاپازلر، ”سزڭ سلطانڭز بزم أولولریمزدن جزیە آلییور. بو ناصل اولور؟“ دیرلر. بونڭ أوزرینە یحیی افندی، سوت قرداشی سلطان سلیمانە بر مكتوب یازار: ”اوتوردیغڭ تخت سڭا حرام اولسون. ظلمڭ أولولرە بیلە اولاشمش دە بزم خبریمز یوق. بو یاپدیغڭ ظلم نەدر؟ درحال او تختی ترك ایت!“سلطان، بو مكتوبی آلیر آلماز یانندەكیلرلە برابر یحیی افندینڭ بشیك طاشدەكی دركاهنە كلیر و ”نە صوچ ایشلەدم دە سن بویلە آغیر بر مكتوب یازدڭ؟“ دییە صورار. یحیی افندی: ”مأمورلرڭ، غیر مسلم وطنداشلرڭ أولمشلرندن بیلە جزیە آلییورمش! بویلە ظلم اولورمی؟ تختڭ باشندە ناصل اوتورورسڭ؟“ دیر.پادشاه همن یانندەكی معیتنە صورار و ویركی آلینان كیشیلرڭ قیدلرینڭ بش سنەدر یڭیلنمدیگنی أوگرنیر. قیدلری یڭیلتیر و فضلە آلینان ویركیلرڭ هپسنی حق صاحبلرینە اعادە ایتدیریر. سلطان سلیمان خان، خطا دوزلتیلنە قدر تختنە اوتورماز. خطا دوزلتیلنجە یحیی افندینڭ دركاهنە كیدر و ”خطامزی دوزلتدم، شیمدی تختمە اوتورابیلیرمی یم؟“ دییە صورار.بونڭ أوزرینە یحیی افندی: ”كیت آرتیق تختڭە ایستەدیگڭ كبی اوتور! سن جهان سلطانیسڭ؛ بونڭ كرگنی حقّیلە یرینە كتیر!“ دیر.Beşiktaşlı Yahya Efendi bir gün yolda giderken iki papaz yolunu keser ve “Yahya Efendi! Sizin dininizde ölmüşlerden cizye almak var mıdır?” diye sorarlar. Mübarek, “Hayır, yoktur!” diye cevap verir.Papazlar, “Sizin sultanınız bizim ölülerimizden cizye alıyor. Bu nasıl olur?” derler. Bunun üzerine Yahya Efendi, süt kardeşi Sultan Süleyman’a bir mektup yazar: “Oturduğun taht sana haram olsun. Zulmün ölülere bile ulaşmış da bizim haberimiz yok. Bu yaptığın zulüm nedir? Derhal o tahtı terk et!”Sultan, bu mektubu alır almaz yanındakilerle beraber Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir ve “Ne suç işledim de sen böyle ağır bir mektup yazdın?” diye sorar. Yahya Efendi: “Memurların, gayrimüslim vatandaşların ölmüşlerinden bile cizye alıyormuş! Böyle zulüm olur mu? Tahtın başında nasıl oturursun?” der.Padişah hemen yanındaki maiyetine sorar ve vergi alınan kişilerin kayıtlarının beş senedir yenilenmediğini öğrenir. Kayıtları yeniletir ve fazla alınan vergilerin hepsini hak sahiplerine iade ettirir. Sultan Süleyman Han, hata düzeltilene kadar tahtına oturmaz. Hata düzeltilince Yahya Efendi’nin dergâhına gider ve “Hatamızı düzelttim, şimdi tahtıma oturabilir miyim?” diye sorar.Bunun üzerine Yahya Efendi: “Git artık tahtına istediğin gibi otur! Sen cihan sultanısın; bunun gereğini hakkıyla yerine getir!” der.فارابیابو ناصر فارابی، اسلام عالمنڭ یتیشدیردیگی دنیاجە مشهور عالملردن بریدر. توركستاندە فاراب كویندە طوغدیغی ایچون كندیسنە فارابی دینیلمشدر. توركجە، عربجە و فارسجەدن باشقە برقاچ لسان داها بیلیردی. سیاحت ایتمەیی و یالڭز یاشامەیی سوردی. صو كنارندە، اوتلر أوزرندە اوتورارق كتابلر یازاردی.شامە كلدیگندە، مشهور حكمدار سیف آلدولەنڭ حضورندە شام علماسیلە مناظرەیە كیریشمش و هپسنی مغلوب ایتمشدر. مناظرەیە قاتیلان عالملر، فارابینڭ فضیلت و كمالنی، معلوماتنڭ كنیشلگنی آڭلامش؛ اونڭ سویلەدكلرینی نوط ایتمەیە باشلامشلردر.Ebu Nasır Farabi, İslâm âleminin yetiştirdiği dünyaca meşhur âlimlerden biridir. Türkistan’da Farab köyünde doğduğu için kendisine Farabî denilmiştir. Türkçe, Arapça ve Farsçadan başka birkaç lisan daha bilirdi. Seyahat etmeyi ve yalnız yaşamayı severdi. Su kenarında, otlar üzerinde oturarak kitaplar yazardı.Şam’a geldiğinde, meşhur hükümdar Seyfüddevle’nin huzurunda Şam ulemasıyla münazaraya girişmiş ve hepsini mağlup etmiştir. Münazaraya katılan âlimler, Farabî’nin fazilet ve kemalini, malumatının genişliğini anlamış; onun söylediklerini not etmeye başlamışlardır.یارەڭە بو صودن سورچاناق قلعە صاواشی صیرەسندە الٰهی بر یاردیمڭ شویلە جریان ایتدیگی، لادقلی احمد آغا طرفندن آڭلاتیلیر: صاواش خطّندە، صیجاق بر هوادە، عسكرلرڭ طمارلرینی قوروتاجق درجەدە شدّتلی بر صوسزلق یاشانییوردی. بو اثنادە نور یوزلی، مبارك بر ذات؛ الندە بر دستی صو اولدیغی حالدە سپرلرڭ آراسندە كوروندی. بتون عسكرلرە صوغوق، بوز كبی صو طاغیتدی.لادقلی حاجی احمد آغا دە بو ذاتڭ دستیسندن صو آلمشدی. او ذات، احمد آغایە دونرك ”اولادم! یارەلانیرسەڭ، مطرەڭە آلدیغڭ صودن یارەڭە سوريوير!“ دیمش.حرب اثناسندە برقاچ دفعە یارەلانان احمد آغا، یارەلرینە بو صودن سورر و قیصە زماندە شفا بولور. اسمنڭ قاشیقجی ددە اولدیغنی سویلەین بو ذات، كلیدبحردە قبری بولونان و ییللر أوڭجە وفات ایتمش بر اللّٰه دوستی ایمش.Çanakkale Savaşı sırasında ilâhî bir yardımın şöyle cereyan ettiği, Ladikli Ahmed Ağa tarafından anlatılır: Savaş hattında, sıcak bir havada, askerlerin damarlarını kurutacak derecede şiddetli bir susuzluk yaşanıyordu. Bu esnada nur yüzlü, mübarek bir zat; elinde bir testi su olduğu hâlde siperlerin arasında göründü. Bütün askerlere soğuk, buz gibi su dağıttı.Lâdikli Hacı Ahmed Ağa da bu zatın testisinden su almıştı. O zat, Ahmed Ağa’ya dönerek “Evladım! Yaralanırsan, matarana aldığın sudan yarana sürüver!” demiş.Harp esnasında birkaç defa yaralanan Ahmed Ağa, yaralarına bu sudan sürer ve kısa zamanda şifa bulur. İsminin Kaşıkçı Dede olduğunu söyleyen bu zat, Kilitbahir’de kabri bulunan ve yıllar önce vefat etmiş bir Allah dostu imiş.

Murat DARICIK 01 Temmuz 2026
Konu resmiBulmaca
Bulmaca

Asırlar boyunca ilim, irfan ve medeniyetin beşiği olan Türkistan’ın izini bu küçük bulmacayla sürmeye ne dersiniz? ÇÖZÜM

Osmanlıca DERGİ 01 Temmuz 2026