Kitap ve Kütüphaneكتاب و كتبخانه كتاب، يالڭزجه اوقونوب كچیلن بر متن دگل؛ ذهنە و قلبە توديع ایدیلن بر تربيه در. عثمانليجه متنلرله مشغول اولان هركس بیلیر كە سطر آرالرندە يالڭزجه كلمەلر دگل؛ تلقّی، حیات نظامی، ادب و أولچو صاقليدر. بو جهتلە كتاب، كچمشدن بوكونە انتقال ایدن سسسز فقط تأثيرلي بر معلّمدر.كتبخانه ایسە بو معلّملرڭ جمع اولدیغی مكاندر. رافلر، يالڭزجه جلدلري دگل؛ عصرلری یان یانە ديز ر. یازمە بر اثرڭ كنارینە دوشولمش كوچك بر دركنار، بعضًا اوزون ايضاحلرڭ یرینی طوتار. اوقومق، بورادە سادەجە كوزلە یاپیلان بر فعاليت اولمقدن چیقار؛ دقّت، تأنّی و حرمت ايستر.عثمانلی علم كله نگنده كتاب، قوروناجق بر امانت؛ كتبخانه ایسە بو امانتڭ محافظە ایدیلدیگی بر حافظە مكانيدر. سسسزلك، بورادە یوقلق دگل؛ فكرڭ درينلشمه سنه امكان ویرن بر امكاندر. صحيفه لر چوريلدكجه انسان، متني دگل؛ متنڭ قوردیغی دنیایی اوقومغە باشلار.بز دە بو صاییدە، كتابی بر اشیا اولارق، كتبخانه يي ایسە بر دپو اولارق دگل، بر مدنیّت دیلی اولارق الە آلییور، ایلكیلی بلكه لري استفادەڭزە تقدیم ايدييورز. زیرا عثمانليجه ، يالڭزجه أوگرنيلن بر یازی نوعی دگل؛ كتابله قورولان اخلاقلی، صبرلی و مسئوليتلي بر ارتباطڭ آديدر.Kitap, yalnızca okunup geçilen bir metin değil; zihne ve kalbe tevdi edilen bir terbiyedir. Osmanlıca metinlerle meşgul olan herkes bilir ki satır aralarında yalnızca kelimeler değil; telakkî, hayat nizamı, edep ve ölçü saklıdır. Bu cihetle kitap, geçmişten bugüne intikal eden sessiz fakat tesirli bir muallimdir.Kütüphane ise bu muallimlerin cem olduğu mekândır. Raflar, yalnızca ciltleri değil; asırları yan yana dizer. Yazma bir eserin kenarına düşülmüş küçük bir derkenar, bazen uzun izahların yerini tutar. Okumak, burada sadece gözle yapılan bir faaliyet olmaktan çıkar; dikkat, teenni ve hürmet ister.Osmanlı ilim geleneğinde kitap, korunacak bir emanet; kütüphane ise bu emanetin muhafaza edildiği bir hafıza mekânıdır. Sessizlik, burada yokluk değil; fikrin derinleşmesine imkân veren bir imkândır. Sayfalar çevrildikçe insan, metni değil; metnin kurduğu dünyayı okumaya başlar.Biz de bu sayıda, kitabı bir eşya olarak, kütüphaneyi ise bir depo olarak değil, bir medeniyet dili olarak ele alıyor, ilgili belgeleri istifadenize takdim ediyoruz. Zira Osmanlıca, yalnızca öğrenilen bir yazı nev’i değil; kitapla kurulan ahlâklı, sabırlı ve mesuliyetli bir irtibatın adıdır.
“Kütüphanen Var mı?”
Defter-i Hatıratımdan Bazı Durub-u Emsalin Şerhi*İstanbul’dan henüz kitaplarımı getirtemediğim cihetle vakit geçirecek şeylerden tamamıyla mahrumum. Birkaç günler Konya’nın şayan-ı temaşa mebani-i kadimesini, bu harap âbâdda Selçukilerin yadigârı olan ve hemen cümlesi mahkûm-u indiras bulunan mesacid ve maabidi kemâl-i teessürle ziyaret eyledim. Bunlar görüldükten sonra Konya’da artık gezilip tetkik olunacak bir şey kalmaz. Baştanbaşa kerpiçten terkip olunmuş ve sakf ve cidarları yeknesak birçok anbarı gayr-ı muntazam surette bir ovanın ötesine berisine oturtunuz. Konya şehri pîş-i tahayyülde tecelli eder. Bu halde ne ile imate-i evkat etmeli. Ben hayat-ı âtılaneden zevk-yab olamam. Eğlenceyi sa’yde ararım. Fakat burada sarf-ı mesai dahi kabil değil. Bu sabah hatırama durub-u emsali şerh etmek geldi. Bakayım bir tecrübede bulunayım, muvaffak olabilir miyim dedim. Hizmetçiyi çarşıya gönderip birkaç deste kâğıtla bir şişe mürekkep ve bir iki kamış kalem aldırdım. Her neye dair olursa olsun (şerh) bir maddenin safahat-ı mübhemesini veya erbabından gayrıya mekşuf olmayan cihetlerini açıp izah etmektir ki kapalı bir şeyi açmak herkesin fehm ve idrak edebileceği yolda meydana koymak demektir. Durub-u emsal dediğimiz (atalar sözü) ise o kadar meani-i dakikayı ihtiva eder ki insan âbâ ve ecdadından tüvarüs ettiği bu hazane-i hikmeti nukud-u sehlü’s-sarf gibi ehemmiyetsizce harç ve israf ettiği halde en adisini tanzire muktedir olamaz. Nitekim Nabi;“Sözde darb-ı mesel iradına söz yok amaSöz odur âleme senden kala bir darb-ı mesel”Kavliyle, durub-u emsalin kıymet ve ehemmiyetini ve hafıza-i enama sermaye itibar ve intibah olmak üzere intikal edecek bir sözün ne kadar mezaya ve meaniyi şamil olması lazım geleceğini pek güzel anlatmıştır.Bu tasavvurumu mevki-i fiile getirmek için kalemi elime alınca ne kadar müşkül bir işe tasaddi ettiğimi derhal iz’an ettim. Hafızamın kuvvet ve serveti her ne mertebe vasi olursa olsun yine birçok mercie ihtiyaçtan vareste kalınamayacağını nefsime itirafta bulundum. Mamafih bu işe birinin emriyle memur olmadığımdan yapabileceklerimi yapmak, tetebbuat devran devre muhtaç olanlarını bırakmak elimdedir. Hiç olmazsa mahall-i darblarını olsun göstermiş olurum; dedim ve yazmaya başladım. 1AT ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİBu mesel bir işe teşebbüste mütekâsilâne davranıp da çağı geçtikten veya fırsatı kaçırdıktan sonra onu ifaya kalkışanlara tarizan irad olunur. Ziya Paşanın şu beyti dahi bu manayı tazammun eder:Sinnim ki çil ü çeharı geçtiAtı alan Üsküdar’ı geçtiZiya Paşa Mukaddeme-i Harabat’ında sebeb-i telif ve intihab olarak hasbihal kabilinden sergüzeşt-i şâiriyyetini hikaye etmiş ve iltizam-ı tevazula şahir olamadığını ve şair olmak için daha pek çok görgüye muhtaç bulunduğunu ve fakat (at alan Üsküdar’ı güzer etmiş) yani ömr-ü azizin ahd-i civânisi heder olup gitmiş olduğundan kırktan sonra gördüğü, okuduğu eş’âr-ı eslafa manende şiir söyleyebilmek çağını geçirmiş olduğunu anlatmak istemiştir.Nitekim ebyat-ı âtiye bunu müeyyeddir:Evvel gözden geçen hep asarGözden geçti bütün be-tekrar Gördüm yeniden nice defain Buldum yine bir takım hazain Ben tab’a bunu esas ederdimŞair olurum kıyas ederdim Bu şevk ile geçti rüzgârımDestimde değildi ihtiyarım Bildim ki ben öyle şair olmakAyniyle cibal-i sair olmak Ben olamadım eğer çi şairOldum şu kadar ki fehme kadir Şairlik eğer çi muteberdirŞairi tanımak da bir hünerdir Helvacıya tablakâr lazımEvvel kâra da iktidar lazım Sinnim ki çil ü çeharı geçtiAtı alan Üsküdar’ı geçti Gördüm feleğin vefası yokturZevk ve elemin bekası yoktur Bin yıl yaşasan yine cihan buGerdiş bu, zemin bu, asuman buİzah:Üsküdar lafzı Türkçedir. Ve menzilhane demektir. Binaenaleyh (at alan Üsküdar’ı geçti) kavliyle İstanbul’un karşı sahilindeki kasabayı geçmiş olmak murat edilmemiştir. Bil ki sen davranıncaya kadar eloğlu atı aldı menzilhaneden savuştu demek istemiştir. Bu kelimenin Latince (kalkan) manasına olan -Scutum- lafzından alınarak kurun-u vustada müstamel bozuk Latince ile kalkanlı silahşor manasına -Scutarius- Üskütaryus olduğunu mervidir.Güya Romalılar Anadolu kıtasını istila ettikleri vakit şimdiki (Üsküdar) dediğimiz mahalli serhad bekçisi kabilinden (Üskütaryus) denilen bu taife-i muvazzafayı ikame etmişler. (Vizantiyüs / Byzantium) halkı da bu lafzı muahharan onlardan alarak Üsküdar’a alem eylemişler. Hâlbuki Rum lisanında Üsküdar’ın ismi (Hrisopolis)’tir ki şehr-i müzehheb demektir. Akşamları guruba yakın güneşin o sahili yaldızlara gark edişi vech-i tesmiyedir. Malumdur ki Fransız lisanında bu Üsküdar’a -Scutarie d’Asie- Asya Üsküdar’ı ve İşkodra’ya ise -Scutarie d’Albanie- Arnavutluk Üsküdar’ı denir. Bunu da lafzın Latinceden kelime olduğunu iddia edenler delil olarak ikame ediyorlar. İşkodra denilen Arnavutluk serhaddine ki (Illyricum) denilen kavmin münteha-yı memalikidir; Romalılar bu vecihle (İskütaryus) dedikleri askerden muhafız ikame etmişler İlirya ile Albani’yi ayırmışlardı diyorlar. Hâlbuki Türk lehçeleri Üsküdar lafzını yolcu için kira bargiri bulundurulan mahal, menzil yeri olmak üzere tefsir ediyor.KELİMELER:risale-i usbuiyye: haftalık risalecüz aded: sayı numarasıdefter-i hatıratım: hatıra defterimdurub-u emsal: atasözlerişayan-ı temaşa: görülmeye değermebani-i kadime: eski yapılarâbâd: mamur yerler, yerleşim alanlarımahkûm-u indiras: yok olmaya mahkûmmesacid ve maabid: camiler ve ibadet yerlerikemâl-i teessür: derin üzüntütetkik olunacak: inceleneceksakf: tavancidar: duvaryeknesak: tekdüzegayr-ı muntazam: düzensizpîş-i tahayyül: hayalde canlananimate-i evkat: vakit öldürme (geçirme)hayat-ı âtılâne: boş, atıl hayatzevk-yab olamam: zevk alamamsa’y: çalışma, emeksarf-ı mesai: emek harcamaşerh etmek: açıklamaktasaddi etmek: bir işe girişmeksafahat-ı mübheme: belirsiz yönlererbâbı: ehli, uzmanımekşuf olmayan: gizli kalanmeani-i dakika: ince anlamlartüvarüs etmek: miras yoluyla devralmakhazane-i hikmet: hikmet hazinesinukud-u sehlü’s-sarf: kolay harcanan paratanzire muktedir olamaz: benzerini yapamazdarb-ı mesel: atasözühafıza-i enam: insanlığın hafızasıintibah: uyanışmezaya: üstünlüklermeaniyi şamil: anlamları kapsayanmevki-i fiil: uygulama alanıiz’an etmek: farkına varmak, idrak etmektetebbuat: araştırmalarmahall-i darb: atasözünün kullanıldığı yermütekâsilâne: ağırdan alaraktarizan: ima yoluylatazammun eder: içinde barındırırmukaddeme-i Harabat: Harabat adlı eserin önsözüsebeb-i telif: yazılış sebebiintihab: seçmehasbihal kabilinden: sohbet eder tarzdasergüzeşt-i şâiriyye: şairlik macerasıiltizam-ı tevazu: alçakgönüllülüğü benimsemeahd-i civani: gençlik dönemiheder olmak: boşa gitmekebyat-ı atiye: aşağıdaki beyitlermüeyyeddir: desteklemektedirasar: eserlerhazain: hazinelertab’: yetenek, yaratılışfehme kadir: anlayabilecek güçtemuteber: itibarlımenzilhane: yolcu konaklama yeriserhad: sınırtaife-i muvazzafa: görevli toplulukalem eylemek: ad olarak benimsemekmuahhara: sonradankurun-u vusta: orta çağmüstamel: kullanılmışmervidir: rivayet edilirvech-i tesmiye: adlandırma sebebimünteha-yı memalik: ülkelerin uç sınırıikame etmek: yerleştirmekkira bargiri: yolcular için kiralanan binek ve yük hayvanıtefsir etmek: açıklamakKonya 17 Nisan sene 1900 Cuma* Mecmua-i Ebuzziya, Edebi ve Siyasi Risale-i Usbuiyyedir, 31. Sene, Cüz Aded: 12416, Perşembe* Zilhicce 1329
Rami Kütüphanesi*مودرن كتبخانه جیلك خدمتلرینڭ یانی صیره ”یاشایان كتبخانه“ آڭلایشیله استانبولڭ بیلیم، صنعت و كولتور حیاتنده أونملی بر یر ایدينن رامی كتبخانه سي، قديم بيلكي يي كونمز آراشديرمه لريله بولوشديرمقده؛ كله جگی قوراجق نسللر ایچون كوچلی بر باش ووری قایناغی اولمغی سورديرمكده در. استانبولڭ و توركيه نڭ بیلكی طوپلومي یولجیلغنده أونملی بر طوراق اولان رامی كتبخانه سي، صوندیغی امكانلرله كولتور، اگیتیم و صنعت احتیاجلرینه جواب ویرن یڭی و فرقلی بر مكان اولارق زيارتجيلريني آغيرلامقده در. مودرن كتبخانه جیلك آڭلایشیله شكللنن بو یاپی، ”یاشایان كتبخانه“ ياقلاشيمي سایه سنده هر ياشدن اوقويوجي يه فرقلی و زنكین بر كتبخانه تجربه سي صونمقده در. بوكون استانبولڭ ايوب سلطان ايلچه سي صينيرلري ایچنده یر آلان بو كنیش اراضی، عثمانلی سلطانی ٢ نجی مصطفی دورنده ( ١٦٩٥ – ١٧٠٣ ) صدر اعظملق كورونده بولونان رامی محمد پاشایه پادشاه طرفندن چفتلك اولارق احسان ایدیلمشدر. قايناقلرده رامی قیشله سی چفتلگی آدیله كچن بو آلان، ایلك اولارق سلطان ٣ نجي مصطفی دونمنده روم ایلی يوڭنه سفره چیقان اوردونڭ احتیاجلرینی قارشولایان و چشیتلی یاردیمجی خدمتلرڭ يوروتولديگي بر ساحه اولارق قوللانیلمشدر. عین زمانده پادشاهلرڭ سلطنت كزيلرنده بينيش همايون آلانی وظيفه سي ده كورمشدر. ١٨٢٦ ییلنده یڭیچری اوجاغينڭ قالديريلمه سنڭ آردندن قورولان عساكر منصورۀ محمّديه اوردوسی ایچون بو بولكه ده انشا ایدیلن عسكری قیشله، ١٨٢٨ ییلنده فعالیته كچمش و رامی قیشله سی آدیله آڭیلمه یه باشلانمشدر. ١٨٢٨ – ١٨٢٩ عثمانلی - روس حربی صیره سنده سلطان ٢نجي محمودڭ قراركاهی اولارق ده قوللانیلان قیشله، ١٨٣٦ – ١٨٣٧ ییللری آراسنده مهندسخانه طلبه لرینڭ قیشله بنیه سنده كی مكتب حربيه يه طاشينمه سيله یالڭزجه عسكری بر مركز اولمقدن چیقارق علمی بر كیملك ده قازانمشدر. ١نجي دنیا صواشنڭ آردندن قسمًا ضرر كورن رامی قیشله سی، جمهوریت دونمنده ده ايشلوينى سورديرمش و ١٩٧١ ييلنه قدر عسكری آماچلرله قوللانیلمشدر. بو تاریخدن صوڭره قیشله ملكی اداره یه دور ايديلمشدر. رامی قيشله سنڭ كتبخانه اولارق یڭیدن دوزنلنمسي فكری، استانبول ٢٠١٠ آوروپه كولتور باش كندي چالیشملری قاپسامنده كوندمه كلمشدر. توركيه جمهوريتي كولتور و توریزم باقانلغنڭ چاليشمه لريله ٢٠١٤ ییلنده باشلاتيلان رستوراسیون، يڭيله مه و یڭیدن یاپیم سورجي؛ استانبول رولووه و آڭيتلر مديرلگنڭ يوروتوجيلگنده أوچ آشامه ده كرچكلشديريلمش و ٢٠٢٣ ییلنده تماملانمشدر. دیك درتكن پلانلی قیشله نڭ مركزنده یر آلان آولوده یاپیلان دوزنله مه لرله استانبوله نفس آلدیران یڭی بر یشیل آلان قزانديريلمشدر. قیشله ایچنده بولونان و زمانله تخریب اولان جامع ده اوڭاريلارق یڭیدن عبادته آچیلمشدر. یاقلاشیق ٢٢٠ دونوملك آلان أوزرنده قورولي اولان رامی كتبخانه سي، ٣٦ بیڭ متره قاره قپالی آلانی و ٥١ بیڭ متره قاره لك كنیش آوليسيله استانبولڭ اڭ بویوك، آوروپه نڭ ایسه اوڭده كلن كتبخانه ياپيلرندن بری اولارق دقّت چكمكده در. یاپیلان چالیشمه لر صیره سنده قیشله نڭ أوزكون معماريسي قورونمش؛ ضرر كورن بولوملر ایسه اصلنه اویغون مالزمه و يوڭتملرله یڭیدن انشا ایدیله رك ياپنڭ تاریخی كيملگي محافظه ایدیلمشدر. كچمشڭ طانيغي، كله جگڭ قایناغی اولان رامی كتبخانه سي؛ مودرن كتبخانه جیلك آڭلاییشی و ”یاشایان كتبخانه“ ياقلاشيميله، طوپلومڭ كولتور، اگیتيم و صنعت احتیاجلرینه جواب ویرن مهم بر علم و كولتور مركزی اولارق هر ياشدن زيارتجيسني آغيرلامه يه دوام ایتمكده در.Modern kütüphanecilik hizmetlerinin yanı sıra “yaşayan kütüphane” anlayışıyla İstanbul’un bilim, sanat ve kültür hayatında önemli bir yer edinen Rami Kütüphanesi, kadim bilgiyi günümüz araştırmalarıyla buluşturmakta; geleceği kuracak nesiller için güçlü bir başvuru kaynağı olmayı sürdürmektedir.İstanbul’un ve Türkiye’nin bilgi toplumu yolculuğunda önemli bir durak olan Rami Kütüphanesi, sunduğu imkânlarla kültür, eğitim ve sanat ihtiyaçlarına cevap veren yeni ve farklı bir mekân olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Modern kütüphanecilik anlayışıyla şekillenen bu yapı, “yaşayan kütüphane” yaklaşımı sayesinde her yaştan okuyucuya farklı ve zengin bir kütüphane tecrübesi sunmaktadır.Bugün İstanbul’un Eyüpsultan ilçesi sınırları içinde yer alan bu geniş arazi, Osmanlı Sultanı 2. Mustafa devrinde (1695–1703) sadrazamlık görevinde bulunan Rami Mehmed Paşa’ya padişah tarafından çiftlik olarak ihsan edilmiştir. Kaynaklarda Rami Kışlası Çiftliği adıyla geçen bu alan, ilk olarak Sultan III. Mustafa döneminde Rumeli yönüne sefere çıkan ordunun ihtiyaçlarını karşılayan ve çeşitli yardımcı hizmetlerin yürütüldüğü bir saha olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda padişahların saltanat gezilerinde biniş-i hümâyun alanı vazifesi de görmüştür.1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusu için bu bölgede inşa edilen askerî kışla, 1828 yılında faaliyete geçmiş ve Rami Kışlası adıyla anılmaya başlanmıştır. 1828–1829 Osmanlı-Rus Harbi sırasında Sultan 2. Mahmud’un karargâhı olarak da kullanılan kışla, 1836–1837 yılları arasında Mühendishane talebelerinin kışla bünyesindeki Mekteb-i Harbiye’ye taşınmasıyla yalnızca askerî bir merkez olmaktan çıkarak ilmî bir kimlik de kazanmıştır.1. Dünya Savaşı’nın ardından kısmen zarar gören Rami Kışlası, Cumhuriyet döneminde de işlevini sürdürmüş ve 1971 yılına kadar askerî amaçlarla kullanılmıştır. Bu tarihten sonra kışla mülkî idareye devredilmiştir.Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yeniden düzenlenmesi fikri, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalı?malar? kapsam?nda g?ndeme gelmi?tir. T.şmaları kapsamında gündeme gelmiştir. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çalışmalarıyla 2014 yılında başlatılan restorasyon, yenileme ve yeniden yapım süreci; İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün yürütücülüğünde üç aşamada gerçekleştirilmiş ve 2023 yılında tamamlanmıştır.Dikdörtgen planlı kışlanın merkezinde yer alan avluda yapılan düzenlemelerle İstanbul’a nefes aldıran yeni bir yeşil alan kazandırılmıştır. Kışla içinde bulunan ve zamanla tahrip olan cami de onarılarak yeniden ibadete açılmıştır. Yaklaşık 220 dönümlük alan üzerinde kurulu olan Rami Kütüphanesi, 36 bin metrekare kapalı alanı ve 51 bin metrekarelik geniş avlusuyla İstanbul’un en büyük, Avrupa’nın ise önde gelen kütüphane yapılarından biri olarak dikkat çekmektedir.Yapılan çalışmalar sırasında kışlanın özgün mimarisi korunmuş; zarar gören bölümler ise aslına uygun malzeme ve yöntemlerle yeniden inşa edilerek yapının tarihî kimliği muhafaza edilmiştir.Geçmişin tanığı, geleceğin kaynağı olan Rami Kütüphanesi; modern kütüphanecilik anlayışı ve “yaşayan kütüphane” yaklaşımıyla, toplumun kültür, eğitim ve sanat ihtiyaçlarına cevap veren mühim bir ilim ve kültür merkezi olarak her yaştan ziyaretçisini ağırlamaya devam etmektedir.* https://ramikutuphanesi.gov.tr/tr/hakkimizda/tarihce
“Hayır!” Demenin Neresi Hayır?لسانمزده يازيليشي و سويلنيشي عین، فقط معناسی ظاهرده ایكی اولان بر كلمه وار: خیر. برنجی معنا ایچون لغاتلرده، ”اولومسزلغي ایی ديلكله طولایلی اولارق افاده ایدن كلمه اولوب، أویله دگل، اولماز، یوق، اصلا آڭلاملرنده اولومسزلق، رد و انكار بیلدیرر“ دینیلمشدر. ایكنجی معنا ایچنسه، ”هر طورومده و شرطده هركسڭ قاتنده ایی و مقبول اولان حال و ایش؛ شرطلرينه، ایستك و منفعتلرینه كوره بر كیمسه یه اویغون كلن ایش ویا طوروم؛ مادی ویا معنوی قارشیلق بكله نیلمدن یاپیلان اییلك، یاردیم، احسان“ كبی معنالر قیده كیرمشدر.خیر كلمه سی قرآنه عائد بر كلمه در و بزده ده اسلامیتڭ قبولندن صوڭره قوللانيلمه يه باشلانمش. خیر كلمه سی قرآنده، بقره سوره سي ٢١٦ نجی آیتده، یوقاری یه آلدیغم ایكنجی معناسیله، ”فقط اولوركه، بر شیدن خوشلانمازسڭز اما او سزڭ ایچون خیرلیدر“ معناسیله كچمكله برلكده، خوشلانمامه أوزرینه بنا ایدیلمش، یعنی اولومسز آڭلامه یی قالدیراجق مثبت بر یاقلاشیم اورته یه قویمشدر. آیتڭ تمامنه باقديغمده شو معنایی كوردم: ”(ای مؤمنلر!) او، خوشڭزه كیتمدیگی حالده صاواش سزه فرض قیلیندی. فقط اولوركه، بر شیدن خوشلانمازسڭز اما، او سزڭ ایچون خیرلیدر. و اولوركه بر شیئی (ده) سورسڭز، حالبوكه او سزڭ ایچون بر شردر. الله ایسه (سزڭ ایچون خیر اولانی) بیلیر ده سز بیلمزسڭز.“یعنی آڭلادمكه بزه اولومسز كلن شیلر، حقیقتنی بيله مه مكدن قايناقلي اولارق، بزم ایچون خیر اولابیلیر. یا ده تام ترسي ممكن. چونكه هر شیئی حقّیله بیلن اللّٰهدر. یاراتان ده اودر. بز، قارشيلاشديغمز -أوزللكله- منفی طوروملر ایچون “واردر بونده ده بر خیر” دييه بيلملي يز.ایی ده اولومسز معنا افاده ایدن “خیر” كلمه سی نه اولویور؟ او ده الله اعلم آیتده كی “خير” كلمه سندن آلینمش اولسه كركدر. اسلامدن أوڭجه ایسته مدیگمز، قبول ایتمه دیگمز بر شیئه “یو” ویا “یوق” ديرمشز. عربجه ده “لا”، آلمانجه ده “نين”، انكليزجه ده “نو” دينديگي أوزره. فقط اجدادیمزڭ، مخاطبه “یوق” دیمك یرینه، “واردر بونده ده بر خیر” معناسنه “خیر” كلمه سنی قوللاندقلری آڭلاشیلییور. دگیشمز بر حقیقت اولارق أولوم وار و مسلمانلر اولارق اينانديغمز بر حقيقتكه دنیا امتحان میدانیدر. بزلر امتحان اولونویورز. صينانييورز. بزه عائد المزده ساده جه سچيملريمز وار. باشمزه كلن مسئله لرده -صوڭنی خیر اومارق- “هر ایشته واردر بر خیر” دیرز، دییورز. بر قول اولارق بو اخلاقی قورومق و امتحان بويوطني، قوللق وصفنی خاطرده طوتمق و خاطرلامق بابنده اولومسز شیلره “خیر” یعنی “الله خیره تبدیل ایتسین”، ”خیر اولسون ان شاء الله“ دیمك نه كوزلدر.كلمه نڭ معناسنی آلدیغی تمله كیدوب او نظرله باقمق أونملی. طولاییسیله قرآنه عائد، اوندن آلینمش و كولتورل قودلريمزي اولوشدیران كلمه لريمزي قوللانمه مز ده قیمتلیدر. بعضًا تام ترسي معنا كبی كوزوكسه ده بویله بر طورومده، باغلاندیغی یر و بزده و مخاطبده اولوشديرديغي آڭلام أونملی اولور. طبيعي بوراده تمل بر شی واركه او ده كلمه یی هركسڭ عین معنايله آڭلامش اولمسیدر. شیمدی بقره سوره سنڭ دیبنه دیز چوكوب محاسبه زمانیدر. طوپارلا/ن/مه نڭ تك چاره سی و یولی وار، او ده ”نفسنی اتّهام ایدن، قصورینی كورور. قصورینی كورسه، او قصور قصورلقدن چیقار. اعتراف ایتسه، عفوه مستحق اولور.“ دگلسه ”قصورینی كورمه مك، او قصوردن داها بویوك بر قصوردر. و قصورینی اعتراف ایتمه مك، بویوك بر نقصانلقدر.“ خیر اولسون ان شاء الله...Lisanımızda yazılışı ve söylenişi aynı, fakat manası zahirde iki olan bir kelime var: hayır. Birinci mana için lügatlerde, “Olumsuzluğu iyi dilekle dolaylı olarak ifade eden kelime olup, ‘öyle değil, olmaz, yok, asla’ anlamlarında olumsuzluk, ret ve inkâr bildirir” denilmiştir. İkinci mana içinse, “Her durumda ve şartta herkesin katında iyi ve makbul olan hal ve iş; şartlarına, istek ve menfaatlerine göre bir kimseye uygun gelen iş veya durum; maddî veya manevi karşılık beklenilmeden yapılan iyilik, yardım, ihsan” gibi manalar kayda girmiştir.Hayır kelimesi Kur’an’a ait bir kelimedir ve bizde de İslamiyet’in kabulünden sonra kullanılmaya başlanmış. Hayır kelimesi Kur’an’da, Bakara Suresi 216. ayette, yukarıya aldığım ikinci manasıyla, “Fakat olur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama o sizin için hayırlıdır” manasıyla geçmekle birlikte, hoşlanmama üzerine bina edilmiş, yani olumsuz anlamayı kaldıracak müspet bir yaklaşım ortaya koymuştur.Ayetin tamamına baktığımda şu manayı gördüm: “(Ey müminler!) O, hoşunuza gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Fakat olur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama, o sizin için hayırlıdır. Ve olur ki bir şeyi (de) seversiniz, hâlbuki o sizin için bir şerdir. Allah ise (sizin için hayır olanı) bilir de siz bilmezsiniz.”Yani anladım ki bize olumsuz gelen şeyler, hakikatini bilememekten kaynaklı olarak, bizim için hayır olabilir. Ya da tam tersi mümkün. Çünkü her şeyi hakkıyla bilen Allah’tır. Yaratan da odur. Biz, karşılaştığımız -özellikle- menfi durumlar için “Vardır bunda da bir hayır” diyebilmeliyiz.İyi de olumsuz mana ifade eden “hayır” kelimesi ne oluyor? O da Allahualem ayetteki “hayrun” kelimesinden alınmış olsa gerektir. İslam’dan önce istemediğimiz, kabul etmediğimiz bir şeye “yo” veya “yok” dermişiz. Arapçada “la”, Almancada “nein”, İngilizcede “no” dendiği üzere. Fakat ecdadımızın, muhataba “yok” demek yerine, “vardır bunda da bir hayır” manasına “hayır” kelimesini kullandıkları anlaşılıyor.Değişmez bir hakikat olarak ölüm var ve Müslümanlar olarak inandığımız bir hakikat ki dünya imtihan meydanıdır. Bizler imtihan olunuyoruz. Sınanıyoruz. Bize ait elimizde sadece seçimlerimiz var. Başımıza gelen meselelerde -sonunu hayır umarak- “Her işte vardır bir hayır” deriz, diyoruz. Bir kul olarak bu ahlakı korumak ve imtihan boyutunu, kulluk vasfını hatırda tutmak ve hatırlamak babında olumsuz şeylere “hayır” yani “Allah hayra tebdil etsin”, “Hayır olsun inşallah” demek ne güzeldir.Kelimenin manasını aldığı temele gidip o nazarla bakmak önemli. Dolayısıyla Kur’an’a ait, ondan alınmış ve kültürel kodlarımızı oluşturan kelimelerimizi kullanmamız da kıymetlidir. Bazen tam tersi mana gibi gözükse de böyle bir durumda, bağlandığı yer ve bizde ve muhatapta oluşturduğu anlam önemli olur. Tabi burada temel bir şey var ki o da kelimeyi herkesin aynı manayla anlamış olmasıdır.Şimdi Bakara Suresinin dibine diz çöküp muhasebe zamanıdır. Toparla/n/manın tek çaresi ve yolu var, o da “Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstahak olur.” Değilse “Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır.”Hayır olsun inşallah…
Ramazan-ı Şerif’in Orucuرمضان شریفده كی صوم، اسلامیتڭ اركان خمسه سنڭ برنجیلرندندر. هم شعائر اسلامیه نڭ اعظملرندندر. ایشته رمضان شریفده كی اوروجڭ چوق حكمتلری، هم جناب حقڭ ربوبیتنه، هم انسانڭ حیات اجتماعیه سنه، هم حیات شخصیه سنه، هم نفسڭ تربیه سنه، هم نعم الهیه نڭ شكرینه باقار حكمتلری وار.Ramazân-ı Şerîf’deki savm, İslâmiyet’in erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. Hem şeâir-i İslâmiyenin a‘zamlarındandır. İşte Ramazân-ı Şerîf’deki orucun çok hikmetleri, hem Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetine, hem insanın hayat-ı ictimâiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlâhiyenin şükrüne bakar hikmetleri var. (Osmanlıca Mektubat 2, s. 282)1. Beyitركن اسلامك بری ای نیكناماولدی ركن روزۀ شهر صیامRükn-i İslâm’ın biri ey nîk-nâmOldu rükn-i rûze-i şehr-i sıyâmNahifi (8)*Ey Müslüman! İslâm’ın bir şartı da (dinin direği gibi), Ramazan-ı Şerif’in orucu oldu.*Nîk: (fa.) Hoş, güzelRûze: (fa.) Oruç (Rûz: Gün)Sıyâm: Oruç(lar) 2. Beyitصوم بر مائدۀ رحمتدرنوردن صایمه بر خلعتدرSavm bir mâide-i rahmetdürNûrdan sâ’ime ber-hil’atdürNabi (6)*Rahmet mevsimi Ramazan-ı Şerif’in orucu, (cülûs-ı Hümayun’da) rahmet sofrasından istifade eden oruçluya âdetâ giydirilmiş nurdan kaftandır. 3. Beyitعلّت نفسكه تدبیر ایت دوایی صوم ایلهحكم تقدیر ایله چنكه اولدی احكام صیام‘İllet-i nefsine tedbîr et devâyı savm ileHükm-i takdîr ile çünki oldı ahkâm sıyâmSezayî (3)*Sonsuz iradesiyle Kadîr-i Zü’l-celâl Ramazan-ı Şerif orucunu farz kılmadı mı? Peki niçin bu emri nefsine illet bilip de sırf emrolunduğu için yapmazsın? (Deme şu niçin şöyle /Emrincedir o öyle/İhlas ile savm eyle/Mevlâ hem devâ eyler)*İllet: Asıl sebep, hastalıkTedbîr: Tertîb-i esbâb eylemek 4. Beyitساده بر روزۀ خشك ایله مقید صانمهزاهدان مهر عبادتله اولور بسته دهانSâde bir rûze-i huşk ile mukayyed sanmaZâhidân mihr-i ‘ibâdetle olur beste dehânZihni (5)*Ekmel oruç=Mide gibi bütün duygular, göz, kulak, kalb, hayâl, fikir gibi cihâzât-ı insaniyeye dahi bir nevi‘ oruç tutturmak. Ey Zahidler! Kuru kalmasın oruç, bu tarz takvayı işmâm eden bir ibadet mührüyle mühürlensin bağlı ağızlar: Muzaaf bağlı. *Zâhidân: Takva ile meşgul olanlar, âbidlerMihr: (fa.) Güneş, sevgi 5. Beyitبندن ا وكوت استر ایسن ایدیویرم بیلدیكمدنبودر چلابك بویروغی طوتك اورج قیلك نمازBenden ögüt ister isen eydivirem bildigümdenBudur Çalabın buyruğı tutun oruc kılun namazYunus Emre (4)*Din nasihattir buyurmuş Peygamberim! Söyleyiverim: Hak emri namazı kıl, orucu tut. (Gündüzünü oruçla, geceni namazla…) 6. Beyitصبیان هوس نعمت صومیله دیمكدهبوشب بنی جانم ننه ساحوره اویاندرSıbyân heves‑i ni‘met‑i savmile dimekdeBu şeb beni cânum nene sâhûra uyandırEnderunlu Vasıf (9)*Ramazân or-u-cu bu! Gecikmeye gelmez, hayâtın bahârı tam mevsîmi! Cânum nîne şefkatin gîcenin karanlığını günâhsız torunun gözünün nûruyla aydınlattı. (Sen merhamet etmeseydin Allâh sana merhamet eder miydi? Binler rahmet!)7. Beyitصاحب روزه وعید احمد مختار او كیمروزه و عیدنه قربان اوله اروآح كرامSâhib-i rûze vü ‘ıyd Ahmed-i Muhtâr o kimRûze vü ‘ıydına kurbân ola ervâh-ı kirâmYahya Nazîm (2)*Kerem denizinden hisse alan ruhlar hem orucuna hem bayramına kurban ola ki bu yolun hakikati “فَاتَّبِعُون۪ي” de münderic.*Ahmed-i Muhtâr: Allah ‘azîmü’ş-şân celle şânühü hazretleri cümle mahlûkdan üç yüz altmış bin yıl mukaddem Resûl-i Ekrem ve Nebiy-yi efham (şerefli) sallallâhü te’âlâ ‘aleyhi vesellem hazretlerinin nûr-ı şerîflerin halk idüb ol nûr-ı hays mâşâallâh Hazret-i Allah zülcelâli ve’l-ikrâmı dürlü dürlü hamd ü senâ ile tâ ‘âlem-i vücûda gelince zikr ü tesbîhde olduğundan bütün ehl-i semâ yani melâike-i ‘izâm ism-i pâkine “Ahmed” deyü tesmiye ve ta’zîm etmişlerdür. Yeryüzünde meşhûr ism-i şerîfi Muhammed olduğu gibi cümle göklerde meşhûr ismi Ahmed’dür. (Şerhi Delâ’ilü’l-Hayrât, 80A-B) Kaynakça1. BEDİÜZZAMÂN, Saîd Nursî, (2011), Osmanlıca Mektubat2, İstanbul: Altınbaşak Neşriyât2. Divan, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Halet Efendi, No: 00654 (v. 56B)3. Divan-ı Seza’i-yi Gülşeni, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Mihrişah Sultan, No: 00381 (v. 53B)4. Divan-ı Yunus Emre, Milli Kütüphane, Yazmalar, No: 5360/2 (v. 68A)5. Divan-ı Zihni Çermiki, (1291), İstanbul: Tatyos Divitciyan Matbaası (s. 17)6. Hayriname, Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi, No: B5812 (v. 6B)7. Kara Dâvûd, Şerhi Delâ’ilü’l-Hayrât, Milli Kütüphane, Yazmalar, No: A52368. Manzume-i Zühru’l-Ahire, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Hamidiye, No: 00252/005 (v. 127B)9. Vasıf Divanı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Arkeoloji Yazmaları, No: 00273 (v. 11B)10. https://imla.kabikavseyn.com/ 11. https://kulliyat.risale.online/12. https://portal.yek.gov.tr/
Kelimelerin Kökenlerine Yolculukتركجه مزده كوكنلري فرقلی اولان “قلب” آڭلامنه كلن درت دانه كلمه وار. دیلمزی زنكينلشديرن بو كلمه لر، اجدادیمز طرفندن بربرندن كوزل دييملرده و آتاسوزلرنده قوللانیلمشدر. بزلر تركجه مزده بولونان “یورك” و “كوڭل” كلمه لریله برلكده “قلب” و “دیل” كلمه لرینی ده ذوقله قوللانيرز. چونكه بیلیرزكه، “قلبسز انسان” ايله “یوركسز انسان” عین دگلدر. هله هله “كوڭلسز انسان” چوق باشقه بر شیدر. “قلبدن قلبه یول واردر” دیرز آنجق “یوركدن يورگه یول واردر” دیمه یز. ایشته بو اینجه لكلری ذوق ایده بیلمك ایچون فرقلی كلمه لره احتیاجمز واردر. ایشته كوكنلرينه یولجیلق یاپاجغمز ایلك كلمه مز “ قلب”Türkçemizde kökenleri farklı olan “kalp” anlamına gelen dört tane kelime var. Dilimizi zenginleştiren bu kelimeler, ecdadımız tarafından birbirinden güzel deyimlerde ve atasözlerinde kullanılmıştır. Bizler Türkçemizde bulunan “yürek” ve “gönül” kelimeleriyle birlikte “kalp” ve “dil” kelimelerini de zevkle kullanırız. Çünkü biliriz ki, “kalpsiz insanla”, “yüreksiz insan” aynı değildir. Hele hele “gönülsüz insan” çok başka bir şeydir. “Kalpten kalbe yol vardır” deriz ancak “Yürekten yüreğe yol vardır” demeyiz. İşte bu incelikleri zevk edebilmek için farklı kelimelere ihtiyacımız vardır. İşte kökenlerine yolculuk yapacağımız ilk kelimemiz “Kalp”KALP: Kur’an kökenli bir kelimedir. Türkçemize girmiş ve dilimizi çok güzelleştirmiş kelimelerden biridir. Maddi ve manevi olarak iki çeşit kalpten bahsetmek mümkündür.Maddi kalp, iki akciğer arasında bulunan, kan dolaşımını sağlayan organımızdır. “Kalp sektesi, kalp krizi” dendiğinde bu kalbi anlarız.Manevi kalp ise iman, sevgi ve nefretin, iyi ve kötü bütün duyguların, anlayış, duyuş, seziş yeteneklerinin kaynağı olduğu kabul edilen, insanın manevi varlığının merkezi manevi cihazımızdır. Nasıl ki bütün bedenin her tarafına hayat suyunu yayan, çam kozalağına benzeyen kalp, bir hayat makinesidir. Maddî hayat onun çalışmasıyla ayakta durur. O görevini aksattığında beden de durur, çöker. Aynı şekilde, o manevi kalp de insanın bütün davranışlarını, hâllerini ve manevi yönünü iman nuru ile canlandırır ve aydınlatır. Allah muhafaza, iman nurunun sönmesiyle ise insan, maneviyatsız ruhsuz bir heykele döner.Türkçemizde Arapça olan bu güzel kelimeden doğmuş o kadar çok deyim vardır ki bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum: “Kalp gözü, Kalp kazanmak, Kalp kırmak, Kalbi taş kesilmek, Kalbi pır pır etmek Kalbi bozuk, Kalbi kırık, Kalbi parçalanmak, kalbi kararmak, Kalbi sızlamak, Kalbi temiz, Kalbine doğmak, Kalbine dokunmak, Kalbine girmek, Kalbine inmek, Kalbini okumak” vs…YÜREK: Bu kelime eski Türkçe kökenlidir. “Yürmek” den yani “hareket etmek”ten türetilmiştir. “Kalp” anlamına gelmekle beraber, “İnsanın bütün duygularının menbaı, manevi varlığının merkezi ve cesaretin ve kahramanlığın kaynağı” manasında kullanılır.Yürek kelimesini pek çok deyimde kullanarak atalarımız hayatı güzelleştirmişlerdir. Mesela, “Yüreği ferahlamak, Yüreği ağzına gelmek, Yüreği yanmak, Yüreği dayanmamak, Yüreklendirmek, Yüreğinin yağı erimek, Yüreği bulanmak, Yüreği kabarmak: Yüreği kalkmak Yüreği kaldırmamak, Yüreği cız etmek, Yüreği kan ağlamak, Yüreği soğumak, Yüreği yerinden oynamak, Yüreğine inmek, Yüreğine su serpilmek” vs…GÖNÜL: Eski Türkçe olan bu kelimenin aslı “köngül”dür. İman, sevgi ve nefretin, iyi ve kötü bütün duyguların kaynağı olduğu kabul edilen kalbin manevi yönü anlamına gelir. Tasavvufta ise “Cenâb-ı Hakk’ın insanda tecelli ettiği yer, tasavvufî aşkın kaynağı” manasında kullanılır. Mesela Yunus Emre’miz “Gönül Çalabın (Allah’ın) tahtı / Çalap gönle baktı / İki cihan bedbahtı / Kim gönül yıkar ise” derken bu manada söylemiştir.Öyle ki “gönül” kelimesi deyimlerde a) Sevgi, aşk, muhabbet; b) İstek, arzu, meyil, heves; c) Kabul, razı olma, rıza; d) Cesaret, cüret; e) Hatır; f) Mide vb. anlamlar da kazanmıştır.Mesela, “Gönül almak Gönül bağı, Gönül bağlamak, Gönüllü olmak, Gönülsüz olmak, Gönül birliği, Gönlü çekmek, Gönül ehli, Gönül eri, Gönüllemek, Gönlünü etmek, Gönül huzuru, Gönül kırmak, Gönlünü kaptırmak, Gönül yıkmak, Gönül koymak, Gönül rahatlığı, Gönlü yatmak, Gönlü açılmak” vs…“Gönül” kelimesi üzerinden söylenmiş çok güzel atasözlerimiz de vardır. Mesela, “Gönül ferman dinlemez, Gönülsüz yapılan işten hayır gelmez, Göz görmeyince gönül katlanır, Gözden ırak olan gönülden de ırak olur, Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz, Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar, Yarım elma, gönül alma, Zenginin gönlü olana kadar, fakirin canı çıkar.” vs…DİL: Farsça kökenli bir kelimedir. “Gönül” anlamında kullanılır. Özellikle divan edebiyatında çok kullanılmıştır. Mesela gönül alıcı anlamında “Dilaver”, gönül evi manasında “Dilhanesi”, gönül süsleyen anlamında “Dilârâ”, Gönül çeken manasında “Dilber”, Gönül eğlendiren anlamında “Dilbaz” şeklinde kullanım şekilleri vardır.
Sultan Abdülaziz’in İstihbarat Faaliyetleriاستخباري چالیشمه لر دولتلر ایچون حیاتی أونمه صاحب فعاليتلر آراسنده یر آلیر. عثمانلی دولتنده ده طبقی، كونمزده اولدیغی كبی، دولت طرفندن كورولنديريلن خفيه لر و او كونلرده كی آدیله ژورنالجيلر موجوددي. بو شكلده كیمی ضررلی ایشلر أوڭجه دن انكللنه بيلييوردي. یا ده كله جگه دونوك كیمی تدبیرلر آلینابیلییوردی. اصلنده پادشاهلرڭ، صدر اعظملرڭ ویا دیگر أوست سویه دولت كورولیلرینڭ تبديل قيافت طیشاری چیقمه لرینی ده بو جمله دن صايابيليرز. تك ایشلری استخباري بیلكی طوپلامق اولان ژورنالجيلرله ایلكیلی بر بلكه يه سلطان عبد العزیز دونمنده راستلارز. بوڭا كوره يوڭتيجيلرڭ و خلقڭ موجود طورومني یرنده قونترول ایتمك و استانبوله خبر ویرمك أوزره ١٥ مأمور كورولنديريله جكدي. آناطولی، اوچه آیریلمشدی. هر بر بولوم ایچون أوچ مأمور سچيلمشدر. روم ایلی ایچون ایسه طوپلامده آلتی مأمور بليرلنمشدر. سچيلن مأمورلرڭ یرلری، بر ویا ایكی آیده بر دگيشديريله جكدي. صيره يله و بربرلري آردنجه كوروه چيقاجقلردي. ژورنالجيلر، كیتدكلری یرلری كوزلمله يه جك و حاضرلادقلري ژورناللري باب عالي يه تسلیم ایده جكلردی. باب عاليده بو ژورناللر اينجه لنه جك و كركلی دوزنله مه لر و اصلاحاتلر یاپیلاجقدی. سلطان عبد العزيزڭ اوناينه (٤٢ / ١٧١٥) ١٩ اكیم ١٨٧١ تاریخنده صونولان بو چاليشمه ایچون اراده، بر آی صوڭره چیقمشدر. سلطان عبد العزیز، آناطولی یی و روم ايلي يي بو شكلده دڭتله مه يه چالیشسه ده همن یانی باشنده كندی آتاديغي پاشالرينڭ حاضرلادیغی قومپلويي فرق ایده مه مشدر. آلچاقجه بر ضربه يله ١٨٧٦ سنه سنده تختدن ایندیریلمش و شهید ایدیلمشدر.İstihbarî çalışmalar devletler için hayatî öneme sahip faaliyetler arasında yer alır. Osmanlı Devleti’nde de tıpkı, günümüzde olduğu gibi, devlet tarafından görevlendirilen hafiyeler ve o günlerdeki adıyla jurnalciler mevcuttu. Bu şekilde kimi zararlı işler önceden engellenebiliyordu. Ya da geleceğe dönük kimi tedbirler alınabiliyordu. Aslında padişahların, sadrazamların veya diğer üst seviye devlet görevlilerinin tebdil-i kıyafet dışarı çıkmalarını da bu cümleden sayabiliriz. Tek işleri istihbarî bilgi toplamak olan jurnalcilerle ilgili bir belgeye Sultan Abdülaziz döneminde rastlarız. Buna göre yöneticilerin ve halkın mevcut durumunu yerinde kontrol etmek ve İstanbul’a haber vermek üzere 15 memur görevlendirilecekti. Anadolu, üçe ayrılmıştı. Her bir bölüm için üç memur seçilmiştir. Rumeli için ise toplamda altı memur belirlenmiştir. Seçilen memurların yerleri, bir veya iki ayda bir değiştirilecekti. Sırayla ve birbirleri ardınca göreve çıkacaklardı. Jurnalciler, gittikleri yerleri gözlemleyecek ve hazırladıkları jurnalleri Bâb-ı Âlî’ye teslim edeceklerdi. Bâb-ı Âlî’de bu jurnaller incelenecek ve gerekli düzenlemeler ve ıslahatlar yapılacaktı. Sultan Abdülaziz’in onayına (BOA, İ.MMS, 42/1715) 19 Ekim 1871 tarihinde sunulan bu çalışma için irade, bir ay sonra çıkmıştır. Sultan Abdülaziz, Anadolu’yu ve Rumeli’yi bu şekilde denetlemeye çalışsa da hemen yanı başında kendi atadığı paşalarının hazırladığı komployu fark edememiştir. Alçakça bir darbeyle 1876 senesinde tahttan indirilmiş ve şehid edilmiştir. Transkripsiyonu: BELGE NO: BOA, İ.MMS, 42/1715Tarih: 19 Ekim 1871 (H. 4 Şaban 1288) (1)Hû (2)Atûfetlû Efendim Hazretleri (3)Anadolu ve Rumeli’de mevzû olan vilâyetler sunûf-ı teb’a-i hazret-i Padişahî’nin terakkî-i servet ve saâdet ve hukûk-ı umûmiyelerinde mahfûziyet için teşkîl ve ihsân buyurulmuş olduğu ve sâye-i (4)ma’delet-vâye-i cenâb-ı cihândârîde esbâb-ı refâh ve asayiş-i ahali için nice nice tahsîsât ve inâyât-ı seniye bî-dirîğ buyurulduğu hâlde işbu makâsıd-ı hayriyenin henüz derece-i matlûbeye îsâlinde (5)ve saâdet-i hâlin istihsâlinde emniyet-bahş olacak bir itminân husûle gelememesiyle beraber ahvâl ve idâre-i memâlikin devletçe tahkîkâtına dahî teşebbüs olunamaması memûrları bir hâl-i bî-kaydîye getirmiş olacağına (6)ve velînimet-i bî-minnetimiz Padişahımız efendimiz hazretlerinin emr u fermân-ı kudsiyet-beyân-ı cenâb-ı cihândârîleri tahkîk ve ıslâh-ı umûr-ı memâlik ve ibâd hakkında adâlet-fermâ-yı sudûr idüğüne binâen bunun bir tedbîr-i (7)müessiri lede’t-teemmül şûrâ-yı devlet muâvinlerinden ve aklâm-ı sâireden muvazzaf ve gayr-ı muvazzaf müstaid ve ehl-i ırz genç zâtlardan jurnalci nâmıyla Anadolu’nun üç kolu için beherine üçerden (8)dokuz ve Rumeli için dahî altı memûr intihâb olunarak bunların bir ve iki ayda biri yekdiğeri ardından devr-i memâlik ile müşâhede ve istihbâr eyledikleri ahvâl-i memâlik ve teb’ayı jurnal ederek (9)peyderpey Bâb-ı Âlî’ye irsâl ve avdetlerinde dahî tahkîkât-ı umûmiyelerine dâir jurnallerini i’tâ eylemeleri ve işbu vesâit ile istitlââtın tatbîk ve tedkîkinden sıhhati teekküd eyleyecek ve hakîkaten (10)celb-i ehemmiyet edecek ahvâlin îcâbına göre ıslâhâtına bakılması halkça ve memûrlarca müstelzim-i muhassenât olacağından başka enzâr-ı âlemde pek ziyâde hüsn-i te’sîrâtı olacağı tahattur ve meclis-i mahsus-ı (11)meşverette dahî tezekkür kılındıysa da mükemmil-i ârâ-yı bendegân olan emr u fermân-ı isâbet-unvân-ı hazret-i şehinşâhî tasavvurât-ı nâkısa hakkında dahî her ne veçhile şeref-sudûr buyurulur ise muktezâ-yı münîfi üzere (12)mûmâ-ileyhimin icrâ-yı intihabıyla lâzım gelen talîmâtların tanzîmine ve bu icraat-ı hayriyenin neşr ve ilânına dahî ibtidâr kılınacağı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim fî 4 Şaban sene 1288 (13)Ma’rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki (14)Hâme-pîrâ-yı ta’zîm olan işbu tezkire‑i sâmiye‑i âsafâneleri manzûr‑ı şevket‑mevfûr‑ı hazret‑i şehinşâhî buyurulmuş (15) ve ber‑vech‑i istîzân mûmâileyhimin icra‑yı intihâbıyla lâzım gelen ta’limâtların tanzîmine ve icraat‑ı muharrerenin neşr (16)ve i’lânına dahi ibtidâr kılınması şeref‑sünûh ve sudûr buyurulan emr u irâde‑i seniye‑i hazret‑i şehriyârî îcâb‑ı celîlinden bulunmuş (17)olmakla ol-bâbda emr u fermân hazret‑i veliyyü’l‑emrindir fî 5 Receb sene 1288
Osmanlı’da Kütüphane ve Kitap Neden Önemliydi?Osmanlı’da kütüphanecilik, vakıf temelli bir anlayış üzerine kurulmuş; ilim, din ve devlet hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmüştür. Medrese, cami, tekke ve saray çevresinde teşekkül eden kütüphaneler, kitapların şahsî mülkten ziyade kamunun istifadesine sunulduğu kurumsal yapılar hâlinde örgütlenmiştir. Bu kütüphaneler için düzenlenen vakfiyelerde kitapların korunması, ödünç verilmesi, tamiri, tasnifi ve görevlilerin nitelikleri ayrıntılı biçimde belirlenmiş; hâfız-ı kütüb gibi uzman görevliler eliyle koleksiyonların sürekliliği korunmaya çalışılmıştır. Kütüphanelerin müstakil binalar hâlinde inşa edilmesi ise Köprülü Kütüphanesi (1678) ile başlayarak 18. yüzyılda yaygınlaşmış; bu süreçte kataloglama, kayıt tutma ve koleksiyon yönetimi gibi uygulamalar geliştirilmiştir. Böylece Osmanlı kütüphaneciliği, yalnızca kitapların muhafazasına değil, bilginin dolaşımını ve kalıcılığını hedefleyen bilinçli bir kültür politikası niteliği kazanmıştır.Bu sayımızda yer alan üç belge, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin kütüphaneler, kitaplar ve ilmî mirasa yönelik bakışını farklı açılardan yansıtmaktadır. Vesikalar birlikte ve kronolojik olarak değerlendirildiğinde, kütüphane meselesinin yalnızca idarî bir konu olarak değil; ilmî, dinî ve siyasî boyutları bulunan çok katmanlı bir mesele olarak ele alındığı anlaşılmaktadır.Fetva Emini Nuri Efendi’nin muhtırası, kütüphanelerin mevcut durumuna dair merkezî bürokrasiden gelen dikkat çekici bir tespiti ihtiva etmektedir. Belgede, bazı kütüphanelerin çeşitli sebeplerle kapalı olduğu, açık olanların ise fizikî şartlar bakımından istifadeye elverişli bulunmadığı ifade edilmektedir. Kitapların ciltlerinin bozulmuş olması, toz ve bakımsızlık sebebiyle zarar görmesi ve bunların önemli bir kısmının nadir yazmalar olması, meselenin ciddiyetini artıran unsurlardır. Bununla birlikte, kütüphanecilerin maaşları arasındaki uçuruma dair verilen örnekler, kütüphanelerin idaresinde uygulamaya dair yapısal aksaklıklara işaret etmektedir.İkinci vesika, Osmanlı Devleti’nin kütüphane ve kitap meselesine yalnızca merkezî kurumlar çerçevesinde değil, İslâm dünyasının geneline uzanan bir perspektiften yaklaştığını ortaya koymaktadır. Çinhindi (Güneydoğu Asya) bölgesinde, padişah adına tesis edilen bir mektep ve kütüphane için dinî kitap talep edilmesi ve bu talebin Şeyhülislâm tarafından Sadaret’e arz edilmesi, kitabın hilâfet merkezli dinî bağları güçlendiren bir unsur olarak görüldüğünü göstermektedir. Belgede, gönderilecek şer‘î kitapların bölgedeki İslâmî aidiyeti kuvvetlendireceği ve hilâfet makamına olan bağlılığı artıracağı vurgulanmaktadır. Toprak bütünlüğü bulunmayan bir coğrafyaya dinî kitapları gönderme çabası, Devlet-i Aliyye’nin halifelik misyonu çerçevesinde İslâm dünyasıyla manevî bağları sürdürme ve İslâm birliğini tahkim etme yönündeki siyasî ve dinî hassasiyetini yansıtmaktadır.Üçüncü belge ise Balkan Savaşları sonrasında ortaya çıkan siyasî şartlar altında, Osmanlı idaresinin ilmî ve dinî mirası koruma refleksini yansıtmaktadır. Vesikada, Rumeli vilayetlerinde bulunan millî kütüphaneler ile nadir İslâmî eserlerin zayi olmaması için, yapılacak barış görüşmelerine bu eserlerin İstanbul’a nakline dair özel bir madde eklenmesi talep edilmektedir. Yazışmanın devamındaki ikinci evrakta ise söz konusu hususun, barış anlaşması taslağının dokuzuncu maddesine dercedilmiş olduğu bildirilmektedir. Tarihleri ve muhtevası dikkate alındığında belgelerin, Balkan Savaşları’nı müteakip imzalanan anlaşmaların müzakere safhasındaki taslağına işaret ettiği anlaşılmaktadır. Uluslararası antlaşmalarda kültürel eserler, arşivler ve taşınabilir mirasla ilgili maddeler 1919 tarihli Paris Barış Antlaşması ile sistematik biçimde yer almaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin 1913 yılında nadir eserler için antlaşma taslağına madde ekletme çabası, erken dönem açısından öncü bir diplomatik uygulamadır. Bu yaklaşım, ilmî ve kültürel mirasa dair hassasiyetin yalnızca barışta değil savaşta bile devam ettiğini, devletin toprak hâkimiyetini kaybettiği bölgelerde dahi ilmî ve kültürel mirası muhafaza etmeyi öncelikli bir mesele olarak ele aldığını göstermektedir.Bu üç belge özelinde Osmanlı Devleti’nin son dönemde kütüphaneler ve kitaplara yönelik tutumu şöyle özetleyebiliriz: Kütüphanelerde fizikî şartlar ve idarî imkânlar bakımından yaşanan yetersizlikler merkezî bürokrasi tarafından fark edilmiş ve raporlanmıştır. Söz konusu müdahaleler, doğrudan doğruya kitabın muhafazasına, yani maddî varlığına yöneliktir. Ancak bu tedbirlerin ardında yatan temel sebep, kitabın Osmanlı nezdinde taşıdığı manada aranmalıdır. Osmanlı’da kitap, bir yandan İslâm dünyasıyla kurulan ve devam ettirilmesi hedeflenen manevî ve dinî bağların maddî zemini olarak telakki edilmiş; diğer yandan ilmî bilginin ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere intikalini sağlayan temel bir vasıta olarak kabul edilmiştir. Tüm bunlar, Osmanlı Devleti’nin kitap ve kütüphaneyi yalnızca korunması gereken bir nesne değil, devletin ilmî, dinî ve siyasî sürekliliğini teminat altına alan stratejik bir unsur olarak gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Vesika 1 Kütüphanelerin kötü koşullarına ve bu durumun düzeltilmesine dair Fetva Emini Nuri Efendi’nin muhtırası (20 Kasım 1900)(1) Kütübhânelerimiz pek şâyân-ı esef bir hâldedir. Baʻzıları hareketzede olduğiçün ve baʻzı diğerleri de kapuları temhîr olunarak seddedilmiştir. (2) Açık bulunanlarının bir kere içerülerine girildi mi tozdan topraktan döşemelerinin fersûdeliğinden oturacak bir yer bulmak müşkildir. (3) Bir kitâb getirtilip ele alındı mı teessürler içinde kalınır. Zîrâ cildinin fersûdeliğinden o köhneliğe inzımâm eden birkaç parmak sihanındaki (4) tozdan kitâbın rengi kalmadığı gibi hemen hemen dağılacak zannolunur. O kitâblar ki bugün milyonlar sarf edilse Hudâ ne kerde (5) zâyiʻ olduğu takdîrde elde edilmek kābil değildir. Çünkü ekserinin nüshası kalmamıştır. Kütübhânecilerin ise ekserîsinin (6) maʻâşları hilâf-ı marzî-i hazret-i pâdişâhî olarak pek cüz’îdir. Hattâ Şehîd Ali Paşa Kütübhânecisinin maʻâşı yüz para, (7) Köprülü Kütübhânecilerininki 30 gurûş maʻâş aldıkları mesmûʻ-ı hakīr olmuştur.Fî 27 Receb-i şerîf sene 318 / Emînü’l-Fetvâ (mühür) Vesika 2 Çinhindi kıtasındaki Neban şehrinde Mehmed Said Efendi’nin padişah adına tesis ettiği kütüphane ve mektebe konulmak üzere Singapur eşrafından bir zatın dinî kitap istediğine dair Şeyhülislam Muhammed Cemaleddin’in Sadaret’e yazdığı tezkire (2 Ekim 1903)Y__PRK_MS___00007_00115_002_001 HüveBâb-ı Fetvâ / Dâire-i Meşîhat(1) Hind-i Çînî kıtʻasının Neban şehrinde eşrâf-ı mahalliyeden Mehmed Saîd Efendi tarafından nâm-ı hümâyûn-ı hazret-i hilâfetpenâhîye olarak te’sîs edilmiş olan (2) mekteb ve kütübhâne içün cânib-i kudsiyyet-menâkıb-ı cenâb-ı zıllullâhîden kütüb-i şerʻiyye ihdâ ve ihsân buyurulduğu takdîrde o havâlîce dâire-i (3) İslâmiyet’in tevsîʻi husûsunda te’sîrât-ı hasenesi görüleceğinden bahisle Singapur eşrafından bir zâtın bâ-tahrîrât istidʻâ-yı delâlet eylediğine dâir (4) mukaddemâ Çin’e iʻzâm buyurulan hey’etten ve Meclis-i Tedkîkāt-ı Şerʻiyye aʻzâsından Mustafa Şükrü Efendi’nin verdiği müzekkire leffen tesyîr-i sûy-ı ʻâlîleri kılındı. (5) Havâlî-i mezkûre sekene-i İslâmiyyesinin makām-ı mukaddes-i hilâfet-i kübrâya olan revâbıt-ı dîniyyelerinin takviyyesi muvâfık-ı hikmet ve maslahat olmasına (6) nazaran keyfiyetin hâk-i pây-i hümâyûna ʻarzı menût-ı himem-i dâverîleridir efendim. Fî 10 Receb sene 1321 ve fî 19 Eylül sene 1319.(7) Şeyhülislâm Muhammed Cemâleddîn Vesika 3 Balkan Savaşları sonrasında yapılacak barış anlaşmasına, Rumeli vilayetlerindeki millî kütüphanelerde bulunan nadir İslami eserlerin İstanbul’a nakilleri hususunda bir özel maddenin eklenmesi gerektiği konusunda Maarif Nezaretinin Sadaret’e yazdığı tezkire (24 Nisan 1913)BEO_004167_312457_002_001HüveMaʻârif-i Umûmiyye NezâretiTahrîrât MüdîriyyetiKalem-i MahsûsNumeroUmûmî: 155782Husûsî: 26Huzûr-ı Sâmî-i Cenâb-ı Sadâretpenâhîye(1) Maʻrûz-ı çâker-i kemîneleridir ki,(2) Edirne, Selanik, Kosova, Manastır, Yanya vilâyetleriyle mülhakātında millî kütübhânelerle âsâr-ı nâdire-i İslâmiyeden birçok kütüb ve âbidât-ı dîniyemiz bulunduğundan Rusya muhârebesinde dahi yapıldığı (3) vechile bunların zıyâʻına meydân verilmeksizin İstanbul’a nakilleri içün müzâkerât-ı sulhiye esnâsında muʻâhedenâmeye bir mâdde ʻilâvesi lüzûmu Müze-i Hümâyûnlar Müdîriyyet-i Umûmiyesinden bâ-tezkire işʻâr (4) kılınmış olmakla iktizâsının îfâsı menût-ı re’y-i sâmî-i cenâb-ı sadâretpenâhîleridir. Ol bâbda emr ü fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir. Fî 18 Cemâziye’l-ûlâ sene 331 ve fî 11 Nisan sene 329(5) Maʻârif-i Umûmiye Nâzırı bendeAhmed Şükrü (imza)KELİMELER:Âbidât: Abideler, anıtlarCânib-i kudsiyyet-menâkıb-ı cenâb-ı zıllullâhî: Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olan padişahın kutsal makamına ait yüce meziyetlerFersûde: Eskimiş, yıpranmışHakīr: Değersiz, itibarsızHareketzede: Hareketten (deprem, taşınma vb.) dolayı zarar görmüş, kullanılamaz hâle gelmişHudâ ne kerde: Allah göstermesinİhdâ: Hediye vermeİnzımâm: Üstüne ekleme, ilave etmeİstidʻâ-yı delâlet: Bir sonuca işaret etme, “bu durum şu sonucu çıkarır” manasında kullanılırİşʻâr: Yazı ile bildirmeİʻzâm: Gönderme, yollamaMarzî: Hoşnutluk, beğenilenMenût-ı himem-i dâverî: Yargı makamının (metinde sadaretin) ilgi ve takdirine bağlıMenût-ı re’y-i sâmî: Yüce görüşe bağlıMesmûʻ: Duyulmuş, işitilmişMülhakāt: Katılan şeyler, bir merkeze bağlı olan kaza, köy gibi yerlerMüzekkire (müzekkere): Genellikle üst makama yazılan yazıRevâbit: Rabıtalar, bağlarSihan: KalınlıkTesyîr-i sûy-ı ʻâlî: Yüce makama gönderilmeTevsîʻ: GenişletmekZıyâʻ: Kaybolma, yok olma
Hüsn-i Hat ÇalışmalarıBu sayımızda öğrendiğimiz harflerden “و” (Vav)’ın diğer harflerle birlikte nasıl yazılacağını göreceğiz. Harfleri yazarken, daha önce öğrendiğimiz başlama ve bitiş şekillerini unutmayalım.
Osmanlıca YazabiliyorumDergiyi takip edenler, yazmanın da zevkine ulaşıyorlar. Her ay ilerlediğinizi sizler de fark ediyorsunuz. Her işte olduğu gibi, bu işte de bizzat kendimizin gayret göstermesi önemli olacaktır.KÜTÜPHANEÇok kitap sahibi olmak biriktirmekle ilgilidir; kıymetli bir kütüphane kurmak ise seçmekle. Kütüphane, insanın karşısında durup kendini büyük bir sermayenin yanında hissettiği sessiz bir hazinedir. Gürültüsüzdür ama bereketlidir; gösterişsizdir ama derindir. Raflarda sadece kitaplar değil, çağların birikimi, ülkelerin tecrübesi ve ölümsüzlerin sözü vardır. Bu bezme herkes davetli değildir; liyakat ister. Kütüphane bir mabet gibidir: yüzeysellik barınmaz, dikkatsizlik tutunamaz. Ç Ö Z Ü M
Pek Muhterem Bir Adam*كچن سنه نڭ نیسان آینده مدینۀ منوّره یه كيتمشدم. مقصدم بو مبارك یرده برقاچ كون قالارق پیغمبریمز افندیمزی زیارت ايدي. بر كون چارشي يي كزمگه ، أوته بري آلمه یه چيقدم. حرمِ شريف جوارنده كی جادّه لردن برنده دكّانلری سير ايدرك یاواش یاواش كيدييوردم. كوچك بر دكّانڭ جاملي دولابنده تسبیحلر كوردم و بر دانه صاتون آلمق ايسته دم. دكّانڭ صاحبی بخارالي ياخود خيوه لي بر تورك ايدي. داها آنجق اوتوز، اوتوز بش یاشلرنده كی بو كنچ آدمڭ یوزنده بر نور حالنده بر سویملیلك واردي. تسبیحی ایسته دم و فیئاتنی صوردم. بو اثناده كوزم اوراده كی باشقه بر طاقیم اوفاق تفك اشیایه ايليشدي. و طولابڭ بر طرفنده اون، اون بش دانه معدندن یاپیلمش جیب ساعتلری كوردم. او صیره ده بر ساعته ده پك احتیاجم واردي. چونكه بنمكی یولده بوزولمشدی، چوق اوغراشدم ايشلته مدم. تسبیحی آلدم و صاحبنه ، ”بو ساعتلر أیی ایشلرمي؟“ دییه صوردم، همن جواب ويردي. - خیر، أیی ايشله مزلر.بو طوغری جوابه شاشدم و دیدم كه :- هر تاجر مالنی مدح ايدر، سن نه دن بویله سویله یورسڭ؟آدمجغز بر سوزیمه كولدی و ”بن راست سويله دم. یالان ايسته مم. ساعت صوڭره ایشله مزسه یوزم قره چیقمازمي؟“ ديدي.ساعتلرڭ برقاچنی چيقارتدم، قوردم، قولاغمه طوتدم. ايشلييوردي، صاحبنه دیدم:- باق هپسی ايشلييور.- بن ایشله مز ديمه دم. طوغری كیتمز دیمك ايسته دم.دوشوندم طوغری كیتمز اویله مي؟ دیمك كه أیی اولمایان بر مالی كوزلدر و اییدر دییه یالاندن أوگه رك صاتمغه بو آدم یالانجیلق و حيله كارلق دييور. برقاچ غروش قزانمق ایچون مشتري يي آلداتمامه يي دیننه ناموسنه ييديره مييور. ذاتًا پيغمبرِ ذيشانمز افندیمز بزه ”الدين المعامله “ بويورمشلردر. بن دكّانڭ اوڭنده هپ بو حقیقتی دوشونوركن بر مدّت طالغين طالغين قالدم و حالمزه برقاچ تورلی آجيدم. بو دینڭ اصلی، اساسی اخلاق و وجدان اوزرینه ، عقلِ سلیم و منطق تمللرینه قونمش ایكن بزم بویله پریشان اولمه مز دینه رعایت ايتمه ديگمزدندر، ديدم. آغلاياجغم كلدي.پیغمبریمز، ”دین معامله در“ دييور. یعنی بربریڭزله اولان ایشڭزده ، كوجڭزده ، سوزیڭزده طوغریلق ایدر و اللهڭ حضورنده محجوب و كناهلر اولمایاجق یولده معامله أیلر ایسه ڭز او وقت دینه رعایت ایتمش اولورسڭز بويورييور. بو پك بیوك بر حكمتدر طوغريلقله بو دكّان صاحبی بلكه اون بش غروش اكسیك قازاناجق كبی كورونور امّا بو ده ياڭليشدر. چونكه اونڭ طوغریلغنی هر بیلن كیشی آلدانمقدن قورقمایارق اوندن آلیش ویریش ايدر. او وقت داها چوق قازانير. هم ده اللهه قارشو مقبول اولارق دنیا و آخرتده عزیز و محترم قالير. طوغریلق هر حسابه اویان و هر وقت هر یرده پاره ایدن اڭ بیوك سرمايه در. كله لم حكايه مزه : بو طوغری صاتيجيدن ساعتڭ فیئاتنی صوردم، بر بچق مجيديه ديدي. بر دانه سنی آلدم و تسبیحله برابر پاره سنی أوده مك ایچون تاجره بر لیره ويردم. كندیسنده بوزاجق پاره اولمدیغندن لیره یی مجيديه یاپمق ایچون برقاچ دكّان أوته ده بر قومشوسنه كيتدي. بن یالڭز قالنجه پك محترم آدمڭ طوغریلغنی دوشونمه یه باشلادم. بو صاغلام مسلمانلغه عاشق ايدم. دیركن ألنده پاره لر كلدی و حسابی ویرركن:”بن یاڭلیش حساب ایتمشم، شیمدی كلیركن دوشوندم. ساعتڭ فیئاتی بر بچق مجيديه دگلدر. یگرمی سكز غروشدر“ ديدي. بوڭا بر قات داها شاشدم. يورگمده بیوك بر دویغو اویاندی، كوزلرم طولدي. بو پك محترم آدمه دیدم كه :”بن بو ساعتی اوتوز غروشه قبول ايتمشدم. سن نه دن صوڭره بویله دیدڭ؟“ جواب ویردی:”بن بوڭا بو فیئاتی قویمشدم، شیمدی یاڭلیش سویله دم دییه نه ایچون ایكی غروش زیاده آلايم. بو أیی شی دگلدر. بن بویله ياپارسه م صوڭره مسلمانلق نره ده قالير. بن هیچ یالان سویله یه بیلیرمي يم؟ بزه طوغریلغی اوگرتن و كتیرن پیغمبر ایشته شوراده در. بن صوڭره اونڭ یاقینلغنه لایق اولورمي يم؟ بركت بونده در. حضرتِ ابوبكرڭ دكّاننی سزه كوستردیلرمي؟ بنمكی اوندن داها بويوك. حالبوكه حضرتِ صدّيق اوراده طوغريلقله زنكین اولدي. صوڭره هپسنی ده فی سبیلِ الله صرف ايتدي. آه بز درست اولسه ق هپ عالمدن داها زنكينز. ایشته بو پك محترم آدمی هیچ اونوتامام. بر داها كورسه م دییه دوشونورم. الله بویله لرینی وطنمزده چوغالتسین داها نه دییه بیلیرم كه “…Geçen senenin nisan ayında Medine-i Münevvere’ye gitmiştim. Maksadım bu mübarek yerde birkaç gün kalarak Peygamberimiz Efendimizi ziyaret idi. Bir gün çarşıyı gezmeye, öteberi almaya çıktım. Harem-i Şerif civarındaki caddelerden birinde dükkânları seyrederek yavaş yavaş gidiyordum. Küçük bir dükkânın camlı dolabında tesbihler gördüm ve bir tane satın almak istedim. Dükkânın sahibi Buharalı yahut Hiveli bir Türk idi. Daha ancak otuz, otuz beş yaşlarındaki bu genç adamın yüzünde bir nur halinde bir sevimlilik vardı. Tesbihi istedim ve fiyatını sordum. Bu esnada gözüm oradaki başka bir takım ufak tefek eşyaya ilişti. Ve dolabın bir tarafında on, on beş tane madenden yapılmış cep saatleri gördüm. O sırada bir saate de pek ihtiyacım vardı. Çünkü benimki yolda bozulmuştu, çok uğraştım işletemedim. Tesbihi aldım ve sahibine, “Bu saatler iyi işler mi?” diye sordum, hemen cevap verdi. - Hayır, iyi işlemezler.Bu doğru cevaba şaştım ve dedim ki:- Her tacir malını metheder, sen neden böyle söylüyorsun?Adamcağız bir sözüme güldü ve “Ben rast söyledim. Yalan istemem. Saat sonra işlemezse yüzüm kara çıkmaz mı?” dedi. Saatlerin birkaçını çıkarttım, kurdum, kulağıma tuttum. İşliyordu, sahibine dedim:- Bak hepsi işliyor.- Ben işlemez demedim. Doğru gitmez demek istedim.Düşündüm doğru gitmez öyle mi? Demek ki iyi olmayan bir malı güzeldir ve iyidir diye yalandan överek satmaya bu adam yalancılık ve hilekârlık diyor. Birkaç kuruş kazanmak için müşteriyi aldatmamayı dinine namusuna yediremiyor. Zaten Peygamber-i Zişanımız Efendimiz bize “Ed-Dinü’l- muâmele.” buyurmuşlardır. Ben dükkânın önünde hep bu hakikati düşünürken bir müddet dalgın dalgın kaldım ve halimize birkaç türlü acıdım. Bu dinin aslı, esası ahlak ve vicdan üzerine, akl-ı selim ve mantık temellerine konmuş iken bizim böyle perişan olmamız dine riayet etmediğimizdendir, dedim. Ağlayacağım geldi.Peygamberimiz, “Din muameledir.” diyor. Yani birbirinizle olan işinizde, gücünüzde, sözünüzde doğruluk eder ve Allah’ın huzurunda mahcup ve günahlar olmayacak yolda muamele eyler iseniz o vakit dine riayet etmiş olursunuz buyuruyor. Bu pek büyük bir hikmettir doğrulukla bu dükkân sahibi belki on beş kuruş eksik kazanacak gibi görünür ama bu da yanlıştır. Çünkü onun doğruluğunu her bilen kişi aldanmaktan korkmayarak ondan alışveriş eder. O vakit daha çok kazanır. Hem de Allah’a karşı makbul olarak dünya ve ahirette aziz ve muhterem kalır. Doğruluk her hesaba uyan ve her vakit her yerde para eden en büyük sermayedir. Gelelim hikâyemize: Bu doğru satıcıdan saatin fiyatını sordum, bir buçuk mecidiye dedi. Bir tanesini aldım ve tesbihle beraber parasını ödemek için tacire bir lira verdim. Kendisinde bozacak para olmadığından lirayı mecidiye yapmak için birkaç dükkân ötede bir komşusuna gitti. Ben yalnız kalınca pek muhterem adamın doğruluğunu düşünmeye başladım. Bu sağlam Müslümanlığa âşık idim. Derken elinde paralar geldi ve hesabı verirken:“Ben yanlış hesap etmişim, şimdi gelirken düşündüm. Saatin fiyatı bir buçuk mecidiye değildir. Yirmi sekiz kuruştur” dedi. Buna bir kat daha şaştım. Yüreğimde büyük bir duygu uyandı, gözlerim doldu. Bu pek muhterem adama dedim ki:“Ben bu saati otuz kuruşa kabul etmiştim. Sen neden sonra böyle dedin?” Cevap verdi:“Ben buna bu fiyatı koymuştum, şimdi yanlış söyledim diye niçin iki kuruş ziyade alayım. Bu iyi şey değildir. Ben böyle yaparsam sonra Müslümanlık nerede kalır. Ben hiç yalan söyleyebilir miyim? Bize doğruluğu öğreten ve getiren Peygamber işte şuradadır. Ben sonra onun yakınlığına layık olur muyum? Bereket bundadır. Hazret-i Ebubekir’in dükkânını size gösterdiler mi? Benimki ondan daha büyük. Hâlbuki Hazret-i Sıddık orada doğrulukla zengin oldu. Sonra hepsini de fisebilillah sarf etti. Ah biz dürüst olsak hep âlemden daha zenginiz. İşte bu pek muhterem adamı hiç unutamam. Bir daha görsem diye düşünürüm. Allah böylelerini vatanımızda çoğaltsın daha ne diyebilirim ki…”*Ali Suad | Asker İçin Seçilmiş Yazılar, Köprülüzade Mehmed Fuat, Matbaa-i Askeriye, İstanbul, 1329.
Kırk Hadis (Sıhhat-Âbâd)*EL-HADÎSÜ’S-SÂMİN ʻAŞERKāle Resûlullâh sallallâhu ʻaleyhi ve sellem: “Lâ yüraddü’l-kazā’ ille’d-duʻâ’”Kazāyı redd eylemez illâ duʻâ redd ider. Duʻâ silâh-ı mü’min ve siper-i belâdır. Bu hadîs-i şerîf “lâ rādde li-kazā’ihi” kavl-i münîfine münâfî değildir. Duʻâ redd-i belâya sebeb olmak dahi cümle-i kazādandır. Nice kazā vardır ki irâdât-ı ʻaliyye-i Rabbâniyye defʻini duʻâya taʻlîk eylemişdir. Her kimse ki sıdk ve ihlâs ile dest-i duʻâyı berdâşte-i dergâh-ı re’fet-penâh-ı kibriyâ eyleye. Ber-fehvâ-yı “üdʻûnî estecib leküm” elbette karîn-i kabûl olur. Ancak müşâhede-i eser kabûl sâʻatine mevkūfdur. Serîʻü’l-icâbe olan duʻâ gāibâne sıdk u hulûs ile olandır. Ve ber-fehvâ-yı “emmen yücîbü’l-muztarra izâ deʻâhu” erbâb-ı ıztırârın duʻâlarıdır. Ahbâr’da vârid olmuşdur ki duʻâ-i selâtīn-i ʻadâlet-me’âb edʻiyye-i meşâyih-i ihlâs-intisâbdan ziyâde müstecâbdır. Pes erbâb-ı devlet ve ashâb-ı saʻâdete lâzımdır ki, celb-i kulûb-i enâma ihtimâm idüb iktisâb-ı duʻâ-yı hayr ideler. Zîrâ esâs-ı nizām-ı saltanat ve kavâim-i kıvâm-ı memleket fukaranın dest-i duʻâları üzere dâ’im ve kā’imdir.KıtʻaHakk teʻâlâ Kerîm’dir utanurKullarının duʻâsın itmeğe reddEllerin kaldırub duʻâ idicekKomaz ol bendesini sıfru’l-yedKELİMELER:Berdâşte: Kaldırılmış, yükseltilmiş / Ber-fehvâ-yı: ... manası gereğince / Celb-i kulûb-i enâm: Halkın gönlünü kazanma / Dest-i duʻâ: Duaya açılan el / Duʻâ-i selâtīn-i ʻadâlet-me’âb: Adaletle anılan sultanların duaları / Edʻiyye-i meşâyih-i ihlâs-intisâb: Kendilerine ihlâs ile bağlanılan şeyhlerin duaları / Gāibâne: Gizlice / Hulûs: Halis ve saf olma / Iztırâr: Çaresiz kalma, çaresizlik / İktisâb: Kazanmak / Karîn: Bir şeye eren, nail olan / Kavâim-i kıvâm-ı memleket: Ülkenin düzenini ayakta tutan esaslar / Mevkūf: Bir şeye bağlı olan / Münîf: Yüce, yüksek / Re’fet-penâh: Merhametin sığınağı / Serîʻü’l-icâbe: Hızlı cevap verilen / Sıfru’l-yed: Eli boş / Taʻlîk: Bir şarta bağlı kılmaKaynak: Osmanzâde Tâib Ahmed (v.1136/1724)
Hatay Mahremiye Camiiخطايڭ آنطاكیه مركزنده بولونان قديم محرميه جامعنڭ، ١٤نجی یوز ییل صوڭلری ایله ١٥نجی یوز ییل باشلرنده انشا ایدیلدیگی قبول ایدیلمكده در. آدندن ده آڭلاشیلاجغی أوزره محرمیتی سيمكه له ين بو جامعه، مناره نڭ آلتنده كی تاج قاپودن كيريلمكده؛ طار بر تونلدن كجيلدكدن صوڭره اون بر باصاماقلی بر نردبانله جامعڭ اولیسنه اولاشيلمقده در.محرميه جامعی، معماريسنده بارينديرديغي دپرم تكنولوژيسيله دقّت چكن نادر ياپيلردن بریدر. محرابڭ ایكی یاننده یر آلان و كندی اكسنلري اطرافنده دونديروله بيلن سیلیندیر شكلنده كی مرمر ستونلر، ياپينڭ دپرم صیره سنده ضرر كوروب كورمديگني آڭلامغه يارايان برر ”دپرم ترازوسی“ نيته لگي طاشیمقده در. بو سیلیندیر مرمرلر دونه بيلمه يه دوام ایتدیگی سوره جه، ياپينڭ دپرمدن اتكيلنمديگي آڭلاشیلمقده در. سوز قونوسي دپرم ترازولري، كسمه طاش زمین أوزرینه یرلشدیریلمش و ایكی ستونڭ أوزرینه اوتورتولمشدر. بو يوڭيله محرميه جامعی، خطای ايلنده بو تور بر دپرم أولچوم سيستمنه صاحب ایلك و تك جامع ئورنگی اولارق بيلينمكده در.جامع تمامًا كسمه طاشدن انشا ایدیلمش اولوب اخشاب چاتيليدر. ياپينڭ بر دیگر دقّت چكیجی أوزللگي ایسه پليغونال (چوقكن) مناره يه صاحب اولمه سیدر. چوقكن مناره كوگده سنه كچيشده پريزماتيك أوچكنلر قوللانیلمش، اخشاب دیركلرڭ طاشیدیغی صاچاقلی قونیك كلاهڭ آلتنه شرفه يرلشديريلمشدر. بو معماري أوزللكلر، جامعه أوزكون و آییرت ایدیجی بر كورونوم قزانديرمقده در.عصرلردر آیاقده طوران محرميه جامعی، ٦ شباط ٢٠٢٣ قهرمان مرعش مركزلی دپرملرده مع الاسف بویوك ئولچوده ییقیلمشدر. ان شأ اللّٰه بو قديم یاپی، یڭیدن آیاغه قالدیریلارق هم مادی هم معنوی وارلغنی كله جگه طاشیمغه دوام ایده جكدر. اللّٰه، بو أثرڭ یڭیدن احياسني نصیب أیله سین؛ دپرمده حیاتنی غائب ایدن توم وطنداشلريمزه رحمت أیله سین.Hatay’ın Antakya merkezinde bulunan kadim Mahremiye Camii’nin, 14. yüzyıl sonları ile 15. yüzyıl başlarında inşa edildiği kabul edilmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere mahremiyeti simgeleyen bu camiye, minarenin altındaki taç kapıdan girilmekte; dar bir tünelden geçildikten sonra on bir basamaklı bir merdivenle caminin avlusuna ulaşılmaktadır.Mahremiye Camii, mimarisinde barındırdığı deprem teknolojisiyle dikkat çeken nadir yapılardan biridir. Mihrabın iki yanında yer alan ve kendi eksenleri etrafında döndürülebilen silindir şeklindeki mermer sütunlar, yapının deprem sırasında zarar görüp görmediğini anlamaya yarayan birer “deprem terazisi” niteliği taşımaktadır. Bu silindir mermerler dönebilmeye devam ettiği sürece, yapının depremden etkilenmediği anlaşılmaktadır. Söz konusu deprem terazileri, kesme taş zemin üzerine yerleştirilmiş ve iki sütunun üzerine oturtulmuştur. Bu yönüyle Mahremiye Camii, Hatay ilinde bu tür bir deprem ölçüm sistemine sahip ilk ve tek cami örneği olarak bilinmektedir.Cami tamamen kesme taştan inşa edilmiş olup ahşap çatılıdır. Yapının bir diğer dikkat çekici özelliği ise poligonal (çokgen) minareye sahip olmasıdır. Çokgen minare gövdesine geçişte prizmatik üçgenler kullanılmış, ahşap direklerin taşıdığı saçaklı konik külahın altına şerefe yerleştirilmiştir. Bu mimari özellikler, camiye özgün ve ayırt edici bir görünüm kazandırmaktadır.Asırlardır ayakta duran Mahremiye Camii, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerde maalesef büyük ölçüde yıkılmıştır. İnşaallah bu kadim yapı, yeniden ayağa kaldırılarak hem maddî hem manevî varlığını geleceğe taşımaya devam edecektir. Allah, bu eserin yeniden ihyasını nasip eylesin; depremde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza rahmet eylesin.
Kitabe OkumalarıSokollu Mehmet Paşa ÇeşmesiKELİMELER:Sâhibü’l-hayr: Hayır sahibi; hayır işleri yapan kimse.Hemnâm: Aynı adı taşıyan, adaş.Cân-bahş: Can veren, hayat bağışlayan.Revân: Akıcı, akan; devamlı akan su anlamında.Atâ: Bağış, ihsan.Âb: Su.Firâvân: Bol, aşırıSebîl: Hayrat olarak yapılan, ücretsiz su dağıtılan yapı.Halk-ı cihân: Dünya halkı, bütün insanlar.Nihâdî: Kitabenin tarih beytini söyleyen şairin mahlası.Bünyâd: Temel, kuruluş; inşa etme.978: Hicrî 978 yılı; Milâdî 1570–1571.Hasan Efendi’nin HalîlesiDâim HûEsbâk Dârü’s-sa‘âdetü’ş-şerîfe ağasıKethüdâsı merhûm Hasan Efendi’ninHalîlesi ve Orman idâresiHey’et-i fenniye re’îsi sa‘âdetlüNâzîf Beyin vâlidesi merhûmeEmîne Hanımın rûhîçün FâtihaFî 18 Receb sene 1304ve 31 Mart sene 1303*KELİMELER:Dâim: Sürekli, ebedî. / Esbâk: Önceki, eskiden görev yapmış. / Dârüssa‘âdetü’ş-şerîfe: Osmanlı sarayında harem-i hümâyun; saygı ifadesiyle “mübarek Dârüssa‘âde”. / Ağa: Sarayda yüksek rütbeli görevli unvanı. / Kethüdâ: Bir makam sahibinin işlerini yürüten vekil, yardımcı. / Merhûm: Vefat etmiş erkek için kullanılan rahmet ifadesi. / Halîle: Eş, zevce. / Fennî: Teknik, ilmî. / Re’îs: Başkan, başkanlık eden kimse. / Sa‘âdetlü: Saygı ve tazim ifade eden unvan. / Vâlide: Anne. / Merhûme: Vefat etmiş kadın için kullanılan rahmet ifadesi. / Fî: -de, -da; tarih bildiren edat. / Receb: Hicrî takvimin yedinci ayı.Âlem-Tâb Usta Mezar KitabesiHüve’l-BâkîŞevketlü ‘AbdülmecîdEfendi hazretlerininUstalarından merhûmeÂlem-tâb UstaRûhîçün el-FâtihaSene 1271*KELİMELER:Hüve’l-Bâkî: “Bâkî olan O’dur”; Allah’ın ebedîliğini ifade eden kitabe başlangıç formülü. / Şevketlü: Yücelik, ihtişam ve kudret ifade eden saygı unvanı. / Merhûme: Vefat etmiş kadın için kullanılan rahmet ifadesi. / Âlem-tâb: Âlemi aydınlatan / Usta: (Burada) eskiden kız çocuklarına nakış öğreten kadın
Tarihten Notlarایلك دڭز آلتی كمیسی سلطان ٣ نجی احمد خان، ١٧١٩ سنەسنده شهزادەلرله برلكده بش بیڭ چوجغی ده سنّت ایتدیرمشدی. سنّت دوگوننده اون بش كون شنلك یاپیلدی. شنلكلرده خلقه كونلك اولارق ییمكلر ييديريلدي و هدیەلر طاغيتيلدي. عثمانلی تاریخندەكی سنّت دوگونلرينڭ اڭ محتشمی قبول ایدیلن بو دوگونده، اهل هنر ده هنرلرینی كوستردیلر. دوگونڭ صوڭ كونلرندن بريدي. سلطان احمد، آينەليقواق قصرندن خليجي ايزلييور، اهالی قاييقلرله خليجە دوكولمش هیجانله بكلەیوردی. معمار باشی ابراهیم آغانڭ یاپدیغی كمی بیوكلگندەكی بر تمساح أوست چڭەسنی آچوب قاپایارق یاریم ساعت قدر دڭز یوزنده طولاشدي و عقبنده دڭزه دالارق كوزدن غیب اولدی. یاقلاشیق بر ساعت صوڭره تمساح صورتندەكی كمی، باتديغي یردن تكرار دڭز یوزینه چیقدی. اهالینڭ تقديري بویوك بر حیرته دونوشدی. تمساح متمادیًا آغزینی آچوب طورویوردی. تمساحڭ آغزندن بش چوجق چیقوب اوینامەیه باشلادی. معمار باشی ابراهیم آغانڭ بو تمساحي یاپیلان ایلك دڭز آلتی كمیسی اولارق تاریخه كچدی.İlk Denizaltı GemisiSultan 3. Ahmed Hân, 1719 senesinde şehzadelerle birlikte beş bin çocuğu da sünnet ettirmişti. Sünnet düğününde on beş gün şenlik yapıldı. Şenliklerde halka günlük olarak yemekler yedirildi ve hediyeler dağıtıldı. Osmanlı tarihindeki sünnet düğünlerinin en muhteşemi kabul edilen bu düğünde, ehl-i hüner de hünerlerini gösterdiler. Düğünün son günlerinden biriydi. Sultan Ahmed, Aynalıkavak Kasrı’ndan Haliç’i izliyor, ahali kayıklarla Haliç’e dökülmüş heyecanla bekliyordu. Mimarbaşı İbrâhim Ağa’nın yaptığı gemi büyüklüğündeki bir timsah üst çenesini açıp kapayarak yarım saat kadar deniz yüzünde dolaştı ve akabinde denize dalarak gözden kayboldu. Yaklaşık bir saat sonra timsah suretindeki gemi, battığı yerden tekrar deniz yüzüne çıktı. Ahalinin takdiri büyük bir hayrete dönüştü. Timsah mütemadiyen ağzını açıp duruyordu. Timsahın ağzından beş çocuk çıkıp oynamaya başladı. Mimarbaşı İbrahim Ağa’nın bu timsahı yapılan ilk denizaltı gemisi olarak tarihe geçti. هدائی یولی سلطان ١ نجی احمد، بر جامع یاپدیرمق ایستەیوردی. استشارەلر نتیجەسنده آیاصوفیه جامعي قارشوسنه، یاپیلمەسی قراری ویریلدی. ١٦٠٩ ییلنده یاپیلان تمل آتمه تورننه عزیز محمود هدائی حضرتلری ده دعوت ایدیلدی و ایلك قازمەیی شیخ حضرتلری اوردی. ١٦١٧ ییلنده جامعڭ آچیلیشی و جمعه خطبەسنی اوقومەسی ایچون عزیز محمود هدائی حضرتلری تكرار دعوت ایدیلدی. هوا یاغمورلی، دڭز فیرطینەلی ایدی. اسكداردن سرايبورني طرفلرینه كچمك امكانسز كبی كورونییوردی. عزیز محمود هدائی حضرتلری، پادشاهه ویردیگی سوزه بناءً ايسكەلەيه كلدی و طلبەلری ایله برلكده بر قاییغه بیندی. سرايبورننه طوغری حركت ایتدیلر. اللّٰهڭ اذنیله قاييغڭ كچدیگی یرده دڭز طورولدي و طالغەلر قاییغه ضرر ویرمدی. عزیز محمود هدائی حضرتلری و آرقداشلری سلامتله قارشی ياقەيه كچدیلر. اسكدار ایله سرايبورني آراسندەكی بو دڭز یولنه ”هدائی یولی“ دینیلدی. كونمزده حالا بو كذرگاهڭ فیرطینه زمانلری سلامتله كيديلن بر دڭز یولی اولدیغی قبول ایدیلیر. سرايبورننده انديشەيله هدائی حضرتلرینی بكلەین پادشاه و دولت رجالی شیخ حضرتلرینی قارشولادیلر. هپ برلكده سلطان احمدە كيدرك جمعه نمازینی ادا ایتدیلر و جامعڭ آچیلیشنی یاپدیلر.Hüdai YoluSultan 1. Ahmed, bir cami yaptırmak istiyordu. İstişareler neticesinde Ayasofya Camisi karşısına, yapılması kararı verildi. 1609 yılında yapılan temel atma törenine Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri de davet edildi ve ilk kazmayı Şeyh hazretleri vurdu. 1617 yılında caminin açılışı ve cuma hutbesini okuması için Aziz Mahmûd Hüdai Hazretleri tekrar davet edildi. Hava yağmurlu, deniz fırtınalı idi. Üsküdar’dan Sarayburnu taraflarına geçmek imkânsız gibi görünüyordu. Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, padişaha verdiği söze binaen iskeleye geldi ve talebeleri ile birlikte bir kayığa bindi. Sarayburnu’na doğru hareket ettiler. Allah’ın izniyle kayığın geçtiği yerde deniz duruldu ve dalgalar kayığa zarar vermedi. Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri ve arkadaşları selametle karşı yakaya geçtiler. Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu deniz yoluna “Hüdai Yolu” denildi. Günümüzde hala bu güzergahın fırtına zamanları selametle gidilen bir deniz yolu olduğu kabul edilir. Sarayburnu’nda endişeyle Hüdai Hazretlerini bekleyen padişah ve devlet ricali Şeyh Hazretlerini karşıladılar. Hep birlikte Sultan Ahmed’e giderek cuma namazını eda ettiler ve caminin açılışını yaptılar. صومونجي بابا ١٣٩٦ ییلنده، نگبولی ظفرندن صوڭره ییلدیریم بایزید خان، بر شكران افادەسی اولارق بویوك بر جامع ياپديرمەيه قرار ویردی. أوچ ییللق یوغون بر چاليشمه صوڭنده جامع تماملاندي و بر جمعه كونی آچیلمەسنه قرار ویریلدی. بروسەليلر بویوك بر هیجانله جامعی طولدیردیلر. آچيليشده ییلدیریم بایزید خان، شیخ الاسلام ملّا فناري، امير سلطان حضرتلری، علما و دولت اركانی حاضر بولوندی. ییلدیریم بایزید خان، جمعه خطبەسنی امير سلطانڭ اوقومەسنی امر بویوردی. امر سلطان حضرتلری، ”سلطانم، زمانمزڭ بویوك عالمی بوراده ایكن، بزم خطبه اوقومەمز اویغون دوشمز.“ دییەرك عفوینی ایستەدی. ییلدیریم بایزید، امير سلطانە بحث ايتديگي بویوك عالمڭ كیم اولدیغنی صوردی. امر سلطان ده صومونجي بابايي اشارت ایتدی. صومونجي بابا، سلطانڭ رجاسنی قیرمادی و منبره چیقدی. او قدر علمانڭ، مشايخڭ بولوندیغی بر اورتامده بر صومونجينڭ خطبه اوقویاجق اولمەسنه بروسەليلر چوق شاشيردي. چارشوده اكمك صاتان بو نور یوزلی اختیار مگر بویوك بر عالممش. منبره چیقان صومونجي بابا، فاتحه سورەسنڭ یدی آیری تفسيرينى یاپدی. حكمتلی سوزلر صرف ايتدي. هركس آغزی آچیق دیڭلەدی. نمازڭ صوڭنده اولو جامعڭ أوچ آیری قاپوسندن چیقان انسانلرڭ، ”صومونجي بابانڭ ألنی أوپدك.“ دیدكلری روایت ایدیلمشدر. سرینڭ آچیغه چیقمەسیله، انسانلرڭ توجهندن صاقینان صومونجي بابا، او كوندن صوڭره بروسەيي ترك ایتمشدر.Somuncu Baba 1396 yılında, Niğbolu Zaferi’nden sonra Yıldırım Bayezid Hân, bir şükran ifadesi olarak büyük bir cami yaptırmaya karar verdi. Üç yıllık yoğun bir çalışma sonunda cami tamamlandı ve bir cuma günü açılmasına karar verildi. Bursalılar büyük bir heyecanla camiyi doldurdular. Açılışta Yıldırım Bayezid Hân, Şeyhülislam Molla Fenâri, Emir Sultan Hazretleri, ulemâ ve devlet erkanı hazır bulundu. Yıldırım Bayezid Hân, cuma hutbesini Emir Sultan’ın okumasını emir buyurdu. Emir Sultan Hazretleri, “Sultanım, zamanımızın büyük âlimi burada iken, bizim hutbe okumamız uygun düşmez.” diyerek affını istedi. Yıldırım Bayezid, Emir Sultan’a bahsettiği büyük âlimin kim olduğunu sordu. Emir Sultan da Somuncu Baba’yı işaret etti. Somuncu Baba, sultanın ricasını kırmadı ve minbere çıktı. O kadar ulemanın, meşayihin bulunduğu bir ortamda bir somuncunun hutbe okuyacak olmasına Bursalılar çok şaşırdı. Çarşıda ekmek satan bu nur yüzlü ihtiyar meğer büyük bir âlimmiş. Minbere çıkan Somuncu Baba, Fâtiha Sûresi’nin yedi ayrı tefsirini yaptı. Hikmetli sözler sarfetti. Herkes ağzı açık dinledi. Namazın sonunda Ulu Caminin üç ayrı kapısından çıkan insanların, “Somuncu Baba’nın elini öptük.” dedikleri rivayet edilmiştir. Sırrının açığa çıkmasıyla, insanların teveccühünden sakınan Somuncu Baba, o günden sonra Bursa’yı terk etmiştir.كركوك و موصلڭ عثمانلي يه دخالتي یاووز سلطان سلیم، چالدیران صاواشنده شاه اسماعيلي مغلوب ایتدكدن صوڭره، ایران صينيرينى كوگنلك آلتنه آلمق ایستەدی. بونڭ ایچون ادريس بتليسي حضرتلرینی، شاه اسماعيلە باغليلقلريني بیلدیرن كرد و توركمن اميرلرینی اقناع ایتمك و اونلرڭ عثمانلی دولتنه تابع اولمەلرینی صاغلامق ایچون، بولكەيه كوندردی. ادريس بتليسي، اميرلره، اوتوردقلری یرلری یورتلق اولارق ویرمش و بورادەكی عشيرتلرڭ عثمانلی دولتنه تابع اولمەلرینی صاغلامشدر. داها صوڭرەكی ییللرده كانوني سلطان سلیمان، تبریز سفرنده همدان و كرمان شاه یولی أوزرندن بولكەيه كلدی. ١٥٣٤‘ده كركوك شهرينه كیردی. كركوك، عثمانلی ادارەسنه كیرمدن أوڭجه ده توركمنلرڭ ألنده بولونویوردی. توركمنلرڭ كوك يورت آدینی ویردكلری كركوك، ایلك رسمی قیدلره بو آدله قید ایدیلمشدر. كانوني سلطان سلیمان كركوكده یگرمی سكز كون قالدی. عین سنه ایچنده بغداد سفری و فتحیله برلكده موصل بولكەسي ده عثمانلی حاكمیتی آلتنه كیردی و ایالت مركزی یاپیلدی.Kerkük ve Musul’un Osmanlı’ya DehaletiYavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’i mağlup ettikten sonra, İran sınırını güvenlik altına almak istedi. Bunun için İdris-i Bitlisî Hazretlerini, Şah İsmail’e bağlılıklarını bildiren Kürt ve Türkmen emirlerini ikna etmek ve onların Osmanlı Devleti’ne tâbi olmalarını sağlamak için, bölgeye gönderdi. İdris-i Bitlisî, emirlere, oturdukları yerleri yurtluk olarak vermiş ve buradaki aşiretlerin Osmanlı Devleti’ne tâbi olmalarını sağlamıştır. Daha sonraki yıllarda Kanuni Sultan Süleyman, Tebriz seferinde Hemedan ve Kirmanşah yolu üzerinden bölgeye geldi. 1534’te Kerkük şehrine girdi. Kerkük, Osmanlı idaresine girmeden önce de Türkmenlerin elinde bulunuyordu. Türkmenlerin Gökyurt adını verdikleri Kerkük, ilk resmî kayıtlara bu adla kaydedilmiştir. Kanunî Sultan Süleyman Kerkük’te yirmi sekiz gün kaldı. Aynı sene içinde Bağdat seferi ve fethiyle birlikte Musul bölgesi de Osmanlı hakimiyeti altına girdi ve eyalet merkezi yapıldı.
Bulmaca






